Hüseyin Gazi Derneği ve Vakfı
Hüseyin Gazi binse gelse atına İnan olmaz çarkı felek zatına
Hz. Ali Hacı Bektaş-ı Veli Atatürk
Aşık Veysel Hangi Kültürün Eseridir?

Bu içerik 01 Aralık 2011 00:00 tarihinde eklendi ve 1.779 kez gösterildi

Makaleler Anasayfa | Gülağ ÖZ | Ali YILDIRIM |

Gülağ Öz

Anadolu’nun bozkırında bir köy.

Devletle ilişkileri asker alma, vergilendirmeden öteye gitmez. Üretim ilişkileri ilkel karasaban ve kağnıdır. Buğday ve arpadan başka tahıl yetiştirilmez. Köyün en zengini iki çift öküz koşarak üretim yapar. Ancak üretilen ile tüketim dengesi arasında büyük uçurum vardır. Hayvansal yiye­cekler yetersizdir. Köylü satacak kadar üretemediği için mübadele yapabile­cek gelirden de yoksundur. Ancak kışları evin erkeklerinin Çukurova’da ya­pacakları amelelik bu gereksinimi karşılamağa yeterli olur.

Okul yoktur. Öğretmen yoktur, sağlık hizmetleri kesinlikle insanlardan uzaktır. Telefon, Radyo, elektrik hayalleri süsler. Günlük konuşulan sözcüklerin sayısı belirlidir. İlişkilerde kültürel işlev durağandır. Çağdaş kültür askere gidip gelenler, Çukurova’da amelelik yapanlarca sağlanmaktadır.

 

İşte böyle bir ortamda, Anadolu bozkırında yoksulluk ve eksiklik için dünyaya geliyor Aşık Veysel. 1894 Yılı Osmanlı devletinin çöküm döneminin önemli bir yerindedir. Avrupa’da başlayan sanayi devrimi, süratle yükselen ekonomik güç, Osmanlı Türkiye’sini de her alanda geriye götürmektedir. Kıtlık ve sefalet kol gezer. Her tarafı eşkıya soymaktadır. Os­manlı’ya bağımlı devletler bir bir bağımsızlığını kazanmaktadır. Ülkenin her tarafında savaş havası esmektedir.

 

Bu koşullarda Anadolu’nun orta yerinde bir yoksul bozkır köyüne dev­letin bir köye ulaşma gücü ne kadar olur. Devlet zaten hiç bir köye, hiç bir taşra kentine yatırım yapmak şöyle dursun. İmeceye yaratılan yatırımlar da engellenmektedir.

 

Aşık Veysel böyle bir ortamda nasıl çıkmıştır. Türkçe’nin en güzel kul­lanımını, onca bilgi birikimini nasıl kazanmıştır. İşte bunun yanıtını aramak Veysel gerçeğini daha da güçlendirir. Bugüne kadar Aşık Veysel’le ilgili çok şeyler yazıldı, çok şeyler söylendi. Ancak bunların hiç birisi asıl nedeni anlat­maya yetmedi. Hep dendi ki, Veysel yedi yaşında gözleri kör oldu, herkes as­kere gidince Veysel evlendirildi. Karısı çok güzeldi, Veysel’i sevmedi kaçtı”. Bunlar Aşık Veysel’de bulunan gerçeklerdir. Ancak onu tam anlamaya yeter mi?

İşte bunların yanıtını bulmak Veysel gerçeğini tümüyle ortaya koyar.

Aşık Veysel herşeyden önce çok iyi bir gözlemcidir. Zihninden geçenler onun gözlemleridir. Dikkatle dinleyen, onları akıl süzgecinden geçiren ve kendisini kanıtlamak için de sürekli bunların neden ve niçin ilişkilerini yanıtlar.

 

Osmanlı devlet yapısının öz kültürü Arap-Fars karışımı Osmanlıcadır. Bu ise Türkçe’den az nasip almış bir yapıdır. Türkçe’nin ve Türk dilinin aşağılandığı, horlandığı bir ortamda bu kültürü onurluca taşıyan bir kitle vardır. Ve bu kitlenin yetiştiği bir ortam vardır. Bu Alevi-Bektaşi tekke ve ocaklarıdır. Burada Türkçe’den başka şeyler konuşulmaz. İslami dualar bile Türk dilinden yapılır. Bu kurum devletin dışladığı ve fırsat vermediği için gizli ve gizlilik içinde kendi öz kültürel değerlerini dağın zirvelerine kur­dukları tekkelerde yaparlar. Köylerdeki Alevi-Kızılbaş ocakları ise bu kültürün adeta fışkırdığı alanlardır. Yazılı olmamasına karşın kültür dilden dile, nesilden nesile aktarımla sürdürülür. Bunun taşıyıcısı iki misyoner vardır. Bunlardan birincisi Dede ve Babalar, ikincisi halk ozanlarıdır.

 

Dede-Baba ve halk ozanları öldürülmeleri pahasına bu kültürü köy köy, kent kent taşıyıp yaşatmaktadırlar. Dede ve Babalar yılda bir kaç kez kendi alanına düşen köylerde cemler yapıp toplumsal eğitimi ve öğretimi bu an­lamda vermektedir. Halk ozanları da cemlerde yaptıkları zakirlik görevlerini saz çalıp deyiş söyleyerek yapmaktadırlar. Yılda bir kaç kez yapılan cem top­lantılarında toplum çok şeyleri alıp belleğine yerleştirir. Halk ozanlarının zaman zaman köyleri gezerek insanlara taşıdıkları bu kültür de büyük önem taşımaktadır.

 

Aşık Veysel de böyle bir ortamdan yetişmiştir. Çevre köylerde yaşayan zamanın büyük ozanları Aşık Veysel’in yetişmesinde etkili olmuştur. Aşık Veli, Agahi, Kemter, Aşık Hüseyin, Serdari, Ali İzzet gibi ozanlar Veysel’in hem çağdaşı hem onun yetişmesinde öncülük yapmış ozanlardır. Aşık Veysel onların cem ve cemaatlarında iyi bir dinleyici, iyi bir ezberleyicidir. Ayrıca Aşık Veysel Ortaköy’de bulunan Mustafa Abdal, Sivrialan’da bulunan Gani Abdal gibi iki büyük Bektaşi tekkesinin etkisi altında gelişmiştir.

YORUMLAR (0)
Ad Soyad * Güvenlik *
Diğer Makaleleri
Balkanlarda Bektaşilik

Gülağ ÖZ 10 Nisan 2017 01:01

Balkanlarda Bektaşilik

Balkan coğrafyası Osmanlı açısından nasıl önemliyse bugüne baktığımızda Alevi Bektaşilik açısından önemi ve etkisi görülmektedir.

SEYYİT BATTAL GAZİ

Gülağ ÖZ 22 Mart 2017 00:00

SEYYİT BATTAL GAZİ

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Gülağ ÖZ 07 Ocak 2017 01:01

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Asırlardır dünyamızı aydınlatan,insanımızın usundan çıkmayan Ahmet Yesevi; bugün Anadolu Türkünün içinde yaşayan bir bilge kişidir.

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

Gülağ ÖZ 05 Ocak 2017 00:00

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

DÜŞKÜNLÜK

Gülağ ÖZ 28 Mart 2012 00:00

DÜŞKÜNLÜK

ALEVİ AYDINI OLMAK

Ali YILDIRIM 29 Şubat 2012 00:00

ALEVİ AYDINI OLMAK

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK  ZİYARET  YERLERİ VE OCAKLAR

Gülağ ÖZ 25 Şubat 2012 00:00

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK ZİYARET YERLERİ VE OCAKLAR

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Düğün değil bayram değil...

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Düğün değil bayram değil...

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri