Hüseyin Gazi Derneği ve Vakfı
Hüseyin Gazi binse gelse atına İnan olmaz çarkı felek zatına
Hz. Ali Hacı Bektaş-ı Veli Atatürk
Abdal Musa

Bu içerik 01 Aralık 2011 00:00 tarihinde eklendi ve 8.642 kez gösterildi

Makaleler Anasayfa | Gülağ ÖZ | Ali YILDIRIM |

ABDAL MUSA

Horasan Erenleri gibi Abdal Musa’nın da tarihi, yaşamı hak­kında yeteri kadar kaynak bulunmamaktadır. Onu en iyi anlatan kay­naklar Alevi Bektaşi şairlerinin nefesleridir. Bunun yanında her ne ka­dar abartıyı öne çıkartmış olursa da vilayetnameler bu tür kişilerin ya­şamlarına ait ipuçları vermektedir. Tekke ve dergahlar da hem yapısal olarak hem de işlevsel olarak bu ulu kişiler hakkında alınabilecek en sağlıklı kaynaklar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Abdal Musa Sultan’ın tarihi kimliği şöyledir. Aslen Horasanlı olup, büyük bir ihtimalle Hacı Bektaş ekibiyle birlikte Anadolu’ya gelip yer­leşmiş, Anadolu’nun Türkleşmesi-Müslümanlaşmasında Alevi felsefesinin yayılıp yerleşmesinde büyük umar harcamıştır. Bir süre Azerbaycan’ın Hoy kentinde kalarak Anadolu’nun koşullarına bakıp çevresiyle birlik­te bun topraklara ayak basmıştır. Bazı kaynaklar onu Hacı Bektaş’ın amcası Haydar’ın torunu olarak vermektedir. Babası Hasan Gazi, An­nesi Ana Sultan’dır. Hacı Bektaş’ın pir evinde bulunan 12 posttan bi­risi Abdal Musa’ya aittir.

Abdal Musa’nın Pirliği yanında tarihi kimliği hep öne çıkar. Os­manlı Devleti’nin kuruluş sürecinde büyük katkıları olmuş, Osmanlı Padişahı Sultan Orhan’ın güvendiği kişiler arasına girmiş olup, Os­manlı ordusunda da yönetim kademesinde sorumlu görevler yüklen­miştir. Abdal Musa ‘nın dört arşın uzunluğundaki ağaç kılıcından başka bir silahı olmadığı halde hayrete değer yiğitlikler gösterdiği de söylenir. Abdal Musa da pamuk ile ateş toplamıştır derler.”[1]

Bütün kaynakların Abdal Musa konusunda birleştikleri nokta  Hacı Bektaş Veli’nin yakınında olduğu, onun Anadolu’ya Hacı Bektaş’la birlikte geldiğidir. ‘Şeyh Abdal Musa, Horasan Erenlerinden olup, Bursa fethinde bulunmuştur. Şeyh Abdal Musa, Yesevi fukara­sındandır ve Hacı Bektaş ile Rum’a gelmiştir”[2]

 

       Bursa’nın alınmasında  Abdal Musa’nın göstermiş olduğu yararlıklar eserleriyle de ortadadır. Fuat Köprülü, Abdal Musa’nın diğer kay­nakların vermiş olduğu Bursa Dergahı’nın dışında Denizli’de harap olmuş bir çeşmenin yanında bulunan kitabede Eş, Şeyh Abdal Musa” adının yazılı olduğunu söylemektedir.”[3]

Abdal Musa’nın da diğer pirler gibi çeşitli yerlerde türbesi olduğu rivayet edilmekle birlikte, adına yapılan yatırları da vardır. Ama asıl onun türbesinin ve eylemini kurduğu yerin Antalya-Elmalı Tekke Kö­yü’ndeki dergahıdır.

Heterodoxe Türk oymaklarının yaşadığı bölgeler olarak bilinen Te­ke havalisi ki bu bölge Aydın’a kadar uzanan bir Kızılbaş yerleşim merkezini oluşturmaktadır. Hatta bu etki çeşitli dönemlerde kendisini göstermiş, zaman zaman düzene ve yönetime başkaldırma noktasına kadar varmıştır. Abdal Musa Sultan’ın bu bölgede yerleştirmiş olduğu Kızılbaş-Alevi bilincinin etkileri 17. yüzyıla kadar uzanmıştır. Şeyh Bedrettin eylemlerine öncülük eden Torlak Kemal ve Börklüce Musta­fa eylemleri (15. yy.da) bu bölgedeki göçebe Türkler tarafından yapılmıştır. Hatta 16. yüzyılda büyük bir direniş gösteren, uzantısı Erdebil Tekke­si’ ne kadar etkili bir alanı olmuştur. Hatta 2.Beyazıt döneminde Ana­dolu isyanlarının en büyüğü bu bölgede yaşanmıştır. Şah Kulu adlı bir Alevi dedesi yirmi yıl kadar Osmanlı Devleti’nin yanlış ve baskıcı tu­tumuna başkaldırmıştır. Şah Kulu’nun eylemleri öylesine etki gösterir ki, Osmanlı yönetimi bu eylemi bastırmak için uzun süre uğraşmak du­rumunda kalmıştır. Korkuteli‘nin Yalımlı köyünde bulunan tekkenin kurucusu Şah Kulu‘nun babası Şeyh Hasan Halife ‘dir.”[4]

13. Asrın bir üniversitesi olarak Anadolu’da kurulan ilk dergahlar­dan birisi de Tekke Köyü Abdal Musa dergahıdır. Bu dergah o günle­rin koşullarına ve Alevi adetlerinin ve Alevi felsefesinin yürütülmesi­ne göre yapılandırılmıştır. Bugün bu dergahtan arda kalan salt Sultan Abdal Musa’nın türbesidir. Burada eski dergah binasından fazlaca bir şey or­tada görülmemektedir.Bedri Noyan araştırmalar sonucu eski dergahın yerini şöyle anlatıyor.

Eski birinci avluda bir kuyu var.Kuyu bileziğinin dış tarafı altı yüzlü olup buraya beş santim kalınlı­ğında mermer levhası birer beyt olarak bütün çevredeki yüzlere birer beytlik manzum kitabe yazılmıştır. Son yüzdeki iki beytlik kitabede şunlar yazılıdır.”[5]

 

Tekke-i sıdk-ı razada gösterir envar sıfat

Hakk sana etmiş müyesser dehbil-i kand-ı nebat

 

Vasfına mümkün değildir sırrına ermek muhal

Dost muhibb-i hanedan-ı ba-sefadır nur-ı zat.

 

01 nübüvvet bendesidir eyledi keşf-i zuhur

Sahıb-i sırr-ı vilayet müjdesidir beyyinat.

 

Gördüler cümle kemalin “Barekallah” didiler

Gel ziyarct eyle anı bundadır Hakk’a necat.

 

Ab-ı Kevser nuşedenler Hızr’ile hemden olur

Dü-cihanda vasıl olmuş rahmete sahib-berat.

 

Bu gülistan goncesidir Seyyid İbrahim Dede,

Bülbülü-veş her seherde nutkudur: “Fil’kainat”.

 

Şeş cihatle tekmil olur tarihimiz Mesruriya

Yedi başlı ejder gibi çıktı çahdan bu  hayat.[6]

 

Abdal Musa’ya ait olduğu söylenen bir değirmenden söz edilmek­tedir. Halen günümüzde işlev gören değirmenin Abdal Musa Sultan za­manından kaldığı çeşitli kayıtlarda anlatılmaktadır. Bu değirmenin taş­larından bir tanesi sağa bir tanesi de sola doğru dönmektedir. Hatta Abdal Musa zamanında bu değirmeni Burasını uzun yıllar kira ile işle­ten Rum değirmenci zamanla burasının kendisine ait olduğunu iddia etmiş, kadı katında mahkeme görülürken Abdal Musa” bu adam kendi­sinin olduğunu söylüyor ama kendisine bir soru sormak istiyorum”der. “De­ğirmenin taşları ne tarafa döner biliyor musıın?” diye sorunca Rum de­ğirmenci ikisi de sağa döner demesiyle, Abdal Musa, hayır biri sağa birisi de sola dönmektedir deyince Rum değirmenci iddiasını kaybet­miştir.”[7]Menkıbelerde birçok benzeri olay anlatılır.

Yine Elmalı’da Uçarsu adıyla anılan Abdal Musa zamanından biri iki yönlü akan bir su vardır. Bu su, menkıbelere göre Abdal Musa’nın kerametleri sonucu iki yönlü akmaya başlamıştır. Abdal Musa yatırının batısında bulunan Akdağ’da akan su Tekkeköy ve çevresindeki arazi­leri sulamaktadır. Bu su dağın yamacından beşparmak gibi fışkırmak­tadır. Fakat_bu suyun Kasım ayında bu yüzü kesilmektedir. Kasım ayından sonra da dağın arka yüzünden fışkırarak akmaktadır. Hıdrellez mevsiminde yeniden dergah tarafına akmaktadır. Hikayesi şöyle anlatılır: “Dağın öte tarafındaki insanlar boş duruyorlarmış. Oradan geçen Abdal Musa “Neden çalışmıyorsunuz?” diye sorunca, köylüler, suyumuz yok ne yapalım demişler. Dönüm başı bir kilo mahsul verme­yi kabul ederseniz size su sağlarım diyen Abdal Musa ‘nın önerisi köy­lülerce kabul edilmiş. Abdal Musa da dağdan suyu çıkarmış. Mahsul­ler yetişmiş gürül gürül su akmaya başlamış. Sulanan tarlalardan fazlasıyla mahsul elde edilmesine karşın köylüler Abdal Musa dergahı­nın hakkını vermemişler. Suyu bize Allah verdi diyerek sözlerinden dön­müşler. Abdal Musa da bu su için yeni bir talimat çıkarmış. Öyleyse Hıdırellez’den Kasım ‘a kadar dergaha aksın, sonra buraya demiş. 0 zamandır, işe yarayacağı zaman su o köylülerden yana akmaz ol­muş.”[8]

Abdal Musa’nın çok kerameti anlatılır. Onun yaşamı menkıbelere, velayetnamelere dayanılarak verilir. Ancak biz bu yönü yerine Abdal Musa’nın gerçek yaşamı olan dergah ve işlevlerini değerlendirerek onun kişiliğini ortaya koymayı uygun buluyoruz.

 

Abdal Musa’yı aşırı derecede öne çıkartmaya, yüceltmeye yönelik olarak yazılmış velayetnamesi ne kadar gerçeği yansıtmıyorsa, onun hakkında yanlış ve çelişkili bilgiler veren tarihler de öylesine yanlışlık­larla doludur. Alevi pirlerinin en büyüklerinden ve ilklerinden olan Ba­ba İlyas’ın torunlarından Osmanlı tarihçisi Aşıkpaşaoğlu Osmanlıya ve çevresine yaranmak için tarihi ve dedesini yanıltırcasına, hatta Baba İlyas hakkında gerçek bilgilerin dışında bilgiler vererek dedesini inkar ederek, hem Hacı Bektaş hem de Abdal Musa hakkında yanlış ve yan­lı bilgiler vermektedir. “Abdal Musa derler bir derviş vardı. Hatun Ana‘nın dostudur. 0 zamanda şeyhlik ve müritlik asla ortaya çıkmış değildi. Silsileye dahi aldırmazlardı. Hattın Ana, Hacı I3ektaş ‘in üzeri­ne mezar yaptırdı. Bu Abdal Musa geldi, bunun üzerine nice gün kal­dı. Orhan devrinde nice gazalar etti.”9

Abdal Musa’nın dergahı ve külliyesiyle ilgili en geniş bilgileri Ho­ca Ahmet Yesevi’nin torunlarından olduğunu söyleyen Türk gezginci­si ve tarihçisi Evliya Çelebi veriyor. “Burası yüksek bir dağ eteğinde bağlık, bahçelik bir köydür. Evler tahta örtülüdür. Bura halkı hiç ver­gi vermezler. Yalnız Abdal Musa Tekkesi‘nin tamiri, derviş ve gelen geçenlerin ihtiyaçlarının temini bunların vazifesidir. Kıble tarafından kerpiç gibi duyarlı ve dört bir adımlık bir bağ ortasında üstü çam tah­tasıyla örtülü kargır bir kubbe altında Abdal Musa yatar. Türbe üstün­de altın alem beş saatlik yerden yürünür. Sandukanın etrafında kıy­metli Kuranlar, tavanda kıymetli kandiller. avizeler vardır. Başucun­da mücerrit alameti olan beş terldi bozdoğanı tacı ve seyit olduğunu gösteren yeşil imamesi durur. Horasan ‘dan Hacı Bektaş fukarasından­dır. Merkadın etrafında geniş bağ ve bahçeler arasında misafirhane­ler, meydanıdır, kiler, mutfak, fukara meydanı, akarsu kenarlarıında oturacak bir çok yer vardır. Meydanlarda yüzlerce alem, çeraf, tef, kuddüın, neft, nekkare gibi Bektaşiliğe mahsus malzemeler vardır. Mutfakta kırk derviş hizmet eder. Meydanın bu tarafında içi erzak do­lu yirmi ambar vardır. Meydanın dışında büyük bir misafirhahe bulu­nur. Üstü konak, altında ise ikiyüz at alacak kadar büyük bir ahır var­dır. Misafir hiç eksik olmaz. Misafirlere hemen Baba çorbası sunulur.Tekke yapıldı yapılalı mutfağında hiç ateş sönmemiştir. Tekkenin çok zengin vakıfları vardır. Qnbinden çok koyunu, bin camuzu, on katar devesi, yedi katar katırı, binden artık sığırı, yedi yüz kolon kısrağı, yedi değirmeni, bağları, bahçeleri, dağlarda koruları vardır.”10

Abdal Musa dergahında yapılan cem ve ayinlerde kadın ve erkeklerin birlikte aynı mecliste bulunduğunu, bu geleneğin Orta Asya’dan geldiğini söyleyen Fuat Köprülü şunları yazıyor “Ahmet Yesevi de kendi meclislerinde erkeklerle kadınların birlikte zikretmesine itiraz eden Maveraünnehir ve Horasan alimlerine, bir hokka içine pamukla ateş, koyarak göndermiş ve böylece kendi bir velinin, meclisinde kadınlarla erkekler birlikte bulunsa bile, onların gönlünden her türlü kötülüğü, giderilebileceğini göstermiştir.”11

Abdal Musa ve diğer Horasan Erenlerinin Anadolu’daki işlevler konusunda Prof. Abdurrahman Güzel şunları söylüyor “Bunlar Anadolu ‘ya yepyeni fikirler, ahlak ve iman canlılığı getirdiler. Büyük şehirlerde dergahlar kurdular. Kasaba ve köylerde tekkeler açıldı. Her ta rafta sofiler halkı irşat etmeye koyulunca adeta bir misyon hareketiyle Anadolu ‘da tasavvuf hızla yayıldı.”12

Abdal Musa’nın tarihi yaşamıyla ilgili kesin bilgiler olmamakla birlikte Sultan Orhan’ın Bursa fethine katıldığı birçok kaynaktan ve­rilmektedir. Eğer bu yargı doğru ise Bursa’nın fetih tarihi 1326’dır, Abdal Musa’nın Hacı Bektaş’la ilişkileri düşünülünce onun çok yaşlı Olduğu bir gerçektir. Çünkü Hacı Bektaş’ın ölüm tarihi 1271 olduğu­na göre, Bursa’nın fethine kadar geçen süre 55 yıldır. 0 zaman ya Ha­cı Bektaş’la Abdal Musa’nın ilişkisini görmeyeceğiz, ya da bu tarihi geçerli sayacağız. Zaten kaynaklar bu konuda, çeşitli ölüm ve doğum tahminleri yürütmektedir. Durum ne olursa olsun ölüm ve doğum ta­rihleri kesin olarak gün yüzüne çıkmış değildir. Önemli olanı onun Te­ke köyünde kurmuş olduğu dergahı (üniversitesidir) ve buradaki yetiş­tirdiği öğretmenleri Anadolu’nun çeşitli yerlerine göndererek Alevi kültürünü yaşatması ve biçimlemesidir.

 

Abdal Musa’nın pirliği, evliyalığı, kuramcılığı, öğreticiliği, savaş­çılığı yanında ozan yönü de vardır. Bir çok şiir yazmıştır. Ya da kendi­sine maledilmektedir.

 

 

 

ABDAL MUSA SULTAN VİLAYETNAMESİ’NDEN

 

Abdal Musa Sultan Nasip Dağıtıyor*

Baba Gaybi odun kesmeye gitmişti, döndüğünde dediler ki: “Ey Baba Gayb, Efendimiz bal, yağ akıttı şu pınarlardan, sen görmedin.” Baba Gayb’e yemek verdiler, yedi yine oduna gitti. Giderken, bu ola­yı görmediğine üzüldü: “Efendim, beni sevmezsin, ben senin didarına doymadım, senden hiçbir nesnecik görmedim. Bana yakınında hizmet ettirmezsin, uzaklara yollarsın, didarından ayrı düşerim.” dedi.

Gaybi odundan döndü. Abdal Musa Sultan, “Gidin Gaybi’ye söy­leyin, bizden iyisine hizmet eylesin.” dedi. Derviş gidip, Gaybi’ye söy­ledi. Gaybi üzüldü, dedi ki: “Ben bir padişah oğlu idim, geldim, şu de­deye kulluk eyledim. İşte bildim er hak evliyadır. Ben bundan yüz dön­dürsem, çoktan yüz çevirirdim. Elimden ne gelir? Bırakıp gitmek de ol­maz! Nazarında yanalım bari.” Akşam olunca, kendini bacadan aşağı ocağın içine attı, ocağa düşerken, Abdal Musa Sultan: “Tutun Gay­bi ‘yı!” dedi. Abdallar tutup, yine kapıdan dışarı çıkarıp bıraktılar. Ba­ba Gaybi, “Elimizden ne gelir, eşiğe yaslanalım.” dedi. Abdalların hepsi yatıp uyuyunca, Baba Gaybi eşiğe yaslanıp, yattı. Abdal Musa Sultan kalktı, dışarı çıktı, ayağını Gaybi’nin üzerine bastı. Gaybi aldırış etmedi. Abdal Musa Sultan, “Kimdir burada yatan?” dedi. Gayba:

“Lebbeyk Sultanım kulun Gayb’dır” dedi. Abdal Musa Sultan, “Aldın nasibini Kaygusuz’um aldın, aldın!” dedi,eline yapışıp, içeri getirdi. Namaz vaktinde Abdal Musa Sultan dışarıya çıktı. Üç kez ünü vardı­ğınca çağırdı. “Gelsin nasib isteyen!” dedi. Hemen Abdal Kefi koştu, “Aman Sultanım, himmet eyle!” dedi. Abdal Musa Sultan, “Yürü, sen önce lot’unu ye, sonra da lot’unu ye!” dedi. Ondan sonra, Kara Aşık Baba geldi: “Yürü, sana Eğirdir’i verdim.” dedi. Tahtalı Baba geldi: “yürü,sana Tahtalı Dağı’nı verdim”dedi.

 

Her kim geldi ise, nasip verdi. Sözün kısası o gün kırk abdala nasip verdi. Ondan sonra, Abdal Musa Sultan geldi, oturdu, eliyle ocağı ka­rıştırdı. Abdal Kefi, “Sultanım, elin yanmaz mı?” diye sordu. Abdal Musa Sultan: “Abdallarız, feta’larız, üryanlarız, büryanlarız!” dedi. Abdal Kefi, “Acaba bu Sultan hangi soya bağlıdır?” dedi. Abdallar, “Biz, bu sultanın ötesini sormayız. Yalnız didarının aşıkıyız.” dediler. Abdallara, bu soruyu yanıtlamak güç geldi, gönül evinden bunu istedi­ler. Abdal Musa Sultan söyledi

 

Kim ne (bilür) bizi nice soydanuz

Ne bir zerre oddan na hod sudanuz

 

Bizim hususumuz ma’rifet söyler

Biz Horasan mülkindeki boydanuz

 

Yedi deniz bizim keşkülümüzde

Hacim umman oldu biz o göldenüz

 

     Hızır İlyas bizim yoldaşımızdur

Ne zerrece günden ne hod aydanuz

 

Yedi tamu bize nevbahar oldu

Sekiz uçmak içindeki köydenüz

 

Bizüm zahmımuza merhem bulunmaz

Biz kudret okuna gizlü yaydanuz

 

Musa Tur’da durup münacat eyler

Neslimüz sorarsan asıl Hoy’danuz

 

Ali oldum adım oldu bahane

Güvercin donunda geldüm bu hane

 

ABDAL MUSA oldum geldüm cihane

Arif anlar bizi nice sırdanuz

 

 

                       -11-

 

Gözlerin kör olsun ey Kanlı Yezid

Bu meydanda kim var Ali’den gayri

On İki İmam’ın kapısın açan

İmamlar değildir Ali’den gayri

 

İmamlar bundadır bilsinler canda

İkrar iman olan verdi cihanda

Bu nefesler çıkmaz meydan-ı erde

Sak-i kevser yok Ali’den gayri

 

Her kimin çarağın yaksa Hak yakar

Rızaya baş koyan teslimin takar

Yolumuz On İki İmam’a çıkar

Var mıdır pirimiz Ali’den gayri

 

Güvercin donunda Rum’a çıkan

Cümle erenlerin üstüne geçen

Sırr-ı Subhan kırk cemali bir eden

Bu sırrı kim oynar Ali’den gayri

 

Selman elinden bir gül uzattı

Kendi tabutunu kendisi yaptı

Cemal-i Mushaf’daıı nikabın açtı

Okunan Kur’an yok Ali’den gayri

 

ABDAL MUSA fakir Ali’nin kuludur

Ali’nin cümle gönlü doludur

Hünkar Hacı Bektaş kendi Ali ‘dir

Meydanda mürşid yok Ali’den gayri

 

 

 

 

- 111 -

 

Muhammed Ali’nin kıldığı dava

Yok meydanı değil var meydanıdır

Muhammed Kırklara niyaz eyledi

Ar meydanı değil er meydanıdır

 

Kırklar özlerin bir araya köydular

Erenler cenazesin susuz yudular

Deveyi gördün mü görmedik dediler

Ön elin eteğin sır meydanıdır

 

Vardığın yerde ara bulasın

Gezdiğin yerlerde makbul olasın

Saklı pirin sırrın settar olasın

Çek çevir kendini kür meydandadır

 

Ne diyeyim şu erkanda kalana

Yuf çekerler bu meydanda yalana

Uçyüz altmış altı nerdübanı bilene

Kör meydanı değil gör meydanıdır

 

ABDAL MUSA SULTAN gerçek er isen

Ali’yi sevenlere muhib yar isen

Hakk’ın mansuruna ereyim der isen

Urğan boynunda dar meydanıdır

 

 

                  IV

 

Horasan’dan Rum’a zuhtır eyleyen

Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi?

Binip cansız duvarları yürüten

Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi?

 

Doksan altı bin Horasan Pirleri

Elli yedi bin de Rum erenleri

-          Cümlesinin servirazı serveri

-          Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi?

 

Balım Sultan arkadaşı, yoldaşı

Kızıldeli Sultan dürür hem eşi

-          ABDAL MUSA SULTAN dersem ne kişi

-          Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi?

 

Beylerimiz Elvan gölün üstüne

Aylar gelür pirim Abdal Musa’ya

Urum abdalları postun eğnine

Bağlar gelür pirim Abdal Musa’ya

 

Rumun abdalları gelür dost deyü

Giydiğimiz hırke nemed post deyü

Hastalar da gelmiş şifa isteyü

Sağ’lar gelür pirim Abdal Musa’ya

 

Meydanında carüb çeker köçekler

Çalınırdı koç kurbana bıçaklar

Döğülür kudümler altun saçaklar

Tuğlar gelür pirim Abdal Musa’ya

 

Bazirganlar Hint’den gelür yayınur

Açılur sematlar açlar doyunur

Evliyaya muhib olan soyunıır

Beyler gelür pirim Abdal Musa’ya

 

 

lkrar imiş koç yiğidin yulan

Muhanneti çeken gelmez ileri

Yeşilgöl’ün Akpınar’ın suları

Çağlar gelür pirim Abdal Musa’ya

 

AIi’m Zülfikar’ın çalmış destine

Batın salar münkirlerin üstüne

Tümen tümen olmuş gencel üstüne

Dağlar gelür pirim Abdal Musa’ya

 

Bir muradım vardır gani kerimden

Münkir ne bilür evliya sırrından

KAYGUSUZ’um ayrı düşmüş pirinden

Ağlar gelür pirim Abdal Musa’ya

 


[1]  HAMMER, Osmanlı Tarihi s.11

[2]  BARKAL, Ömer Lütfi;  Kolonizatör Türk Dervişleri, Vakıflar Dergisi c.1.s. 290

[3]  KÖPRÜLÜ, Fuat;  Türkiyat Mecmuası c.6.s.18

[4] ÖZ, Gülağ, İslamiyet Türkler ve Alevilik, Uyum Yayınları, s.224

[5] ATALAY, Adil Ali, Abdal Musa Velayetnamesi s.42,43

[6]  age. S.42,43

[7]  age.s.44

[8]  age.s.45-46, ve çeşitli menkıbeler

YORUMLAR (0)
Ad Soyad * Güvenlik *
Diğer Makaleleri
Balkanlarda Bektaşilik

Gülağ ÖZ 10 Nisan 2017 01:01

Balkanlarda Bektaşilik

Balkan coğrafyası Osmanlı açısından nasıl önemliyse bugüne baktığımızda Alevi Bektaşilik açısından önemi ve etkisi görülmektedir.

SEYYİT BATTAL GAZİ

Gülağ ÖZ 22 Mart 2017 00:00

SEYYİT BATTAL GAZİ

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Gülağ ÖZ 07 Ocak 2017 01:01

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Asırlardır dünyamızı aydınlatan,insanımızın usundan çıkmayan Ahmet Yesevi; bugün Anadolu Türkünün içinde yaşayan bir bilge kişidir.

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

Gülağ ÖZ 05 Ocak 2017 00:00

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

DÜŞKÜNLÜK

Gülağ ÖZ 28 Mart 2012 00:00

DÜŞKÜNLÜK

ALEVİ AYDINI OLMAK

Ali YILDIRIM 29 Şubat 2012 00:00

ALEVİ AYDINI OLMAK

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK  ZİYARET  YERLERİ VE OCAKLAR

Gülağ ÖZ 25 Şubat 2012 00:00

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK ZİYARET YERLERİ VE OCAKLAR

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Düğün değil bayram değil...

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Düğün değil bayram değil...

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri