Hüseyin Gazi Derneği ve Vakfı
Hüseyin Gazi binse gelse atına İnan olmaz çarkı felek zatına
Hz. Ali Hacı Bektaş-ı Veli Atatürk
Hacı Bayram Veli

Bu içerik 10 Aralık 2011 00:00 tarihinde eklendi ve 13.279 kez gösterildi

Makaleler Anasayfa | Gülağ ÖZ | Ali YILDIRIM |

HACI BAYRAM VELİ

Osmanlı Devleti’nin kurulması, ilişkilerin dinsel bir hoşgörü içinde yürümesi, barış ve dostluğun ön planda tutulmasının altında yatan bir neden hiç şüphe yok ki Anadolu Erenlerinin yarattığı barış felsefesi­nin etkisidir. Bu barışın sürdürülmesi, ileriki kuşaklara aktarılması yi­ne bu Erenlerin yansıttığı hoşgörü ortamı olmalıdır. İşte bu ardalılar­dan birisi de Şeriat, Tarikat, Hakikat. Marifet diye yola koyulan Hacı Bayram Velilerdir. Ne zaman ki Anadolu Erenlerinin Anadolu’da güç­leri kırıldı, feodal ve molla egemenliği gelişti, tasavvufun yerini yeniden medreselerde verilen yabancı kültürler aldı, işte o zaman Anadolu toprağında ne birlik, ne dostluk, ne de barış kaldı.

Hacı Bayram Veli, Anadolu’nun en karanlık günlerinde yaşadı. Yıldırım Beyazıt’ın Ankara’yı kuşatması sırasında Mısır’da bulun­maktadır. Dönüşü Osmanlı birliğinin tükendiği, İmparatorluğun Yıldırım’ın dört oğlu arasında paylaşıldığı döneme rastlamaktadır. Bu dönemde yeniden birliği sağlamak, Anadolu Erenleri bilincini yeniden topluma taşımak, yöneticilere de kardeşlik dersi vermek için kolları sıvamış, Anadolu’nun orta yerine, Ankara’ya tekkesini kurmuştur. Bu tekkede “Medresenin katı kurallarını değil, tasavvufun ince ve ibretli sözlerini yeğlemiştir. Adeta Yesevi ve Yunus Emre geleneğini yeğlemiştir.”[1]Adı geçen bazı araştırmacı ve yazarlar gibi, Çubukçu da bu güzel sözleri söylerken Ha­cı Bayram Veli’yi de Sünni geleneğin içine çekmek istemektedir. Se­yitlerin hoşgörü geleneğini kaldırdın mı ortada hoş şeyler kalmayacak­tır. Bunun bilincinde olan bazı araştırmacılar bilinçli olarak bu tür yol­lara başvurmaktadırlar. “Hacı Bayram Veli’nin tasavvuf felsefesinde ittihat, hulul ya da hurufilik görüşlerine iltifat etmemiştir. Sünni sistem için sevgiyi yaymağa çalışmıştır.”[2]  

Hacı Bayram Veli ‘nın Ankara’da bulunan tekkesinde talipleri ço­ğalmaya başlayınca devlet katında büyük bir korku oluştu. Durum, 11. Murat’a iletildiğinde, 11. Murat, daha Şehzadeliği döneminde Bedrettin ve Börklüce Mustafa, Torlak Kemal olaylarını anımsayarak durumu ciddiye aldı. Hacı Bayram Veli’nin Edirne’ye, saraya getirilmesini bu­yurdu. Kaynaklar bu konuda değişik getirilme usulleri ortaya atmışlar­dır. Bazı kaynaklar bir kaç dervişi ile birlikte normal bir ziyaret için geldiğini, bazı kaynaklar ise elleri ve kolları zincirlenerek saraya zorla getirildiğini yazmaktadırlar.

Ancak durumun ciddiyetini ve Hacı Bayram Veli’nin Sünni gelene­ğin ve sistemin içinde olmadığını anlamak bakımından padişahın Amasya Sancak Beyi olayı sultana şöyle aktardığına tanık oluyor, “Devletlim, Ankara ve çevresi Hacı Bayram’ın adamlarıyla dolmuş-tur. Bunlar binlerle sayılmayacak kadar çokturlar. Bunlar Türkmen ki­şilerdir ( 0 zamanlar Alevilere ve Rafızilere Türkmen diye çağırılmak­taydı, (G.Ö) “Bunlar Hacı Bayram ‘a ait olan tarlalarda çalışırlar ve ürünün gelirleri aralarında bölüştürülür. İmaret misali tekkelerde ka­lırlar. Görünüşte rabıtalı kişiler imişler. Amma ki herkeste bir merak vardır. Bunca balık niçindir derler.”[3]

İ. Agah Çubukçu ve diğerlerinin ısrarla Sünni sistem içerisine çek­mekte tereddüt etmedikleri Hacı Bayram hakkında yukarıdaki sözler anlamlıdır. Sünni sistemde belirlenmiş kurallara karşı koymak yoktur. Hacı bayram Veli’nin tekkesindeki badet biçimleri ve döneminde ilişki kurdukları guruplar onun Alevi geleneği içinde olduğunun kesin kanıtlarıdır. Hurufilikle ve Erdebil tekkesiyle yakınlığı bunun en büyük kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır.

          Bazı kaynaklarda Nakşibendiliğe götürenler de bulunmaktadır. Nakşi geleneğinde bulunan kurallar ile Hacı Bayram tekkesindeki ku­rallar birbirlerine asla benzemezler. Sünni gelenek medreselerde Arap­ça-Farsça bir eğitim yaparlarken Anadolu pirlerinin kurmuş olduğu tekkeler medreselere taban tabana zıttır, alternatiftir. Hacı Bayram Ve­li ‘nin tekkesinde Türkçe eğitim görülüp, Türkçe nefesler okunmakta­dır. Hatta Hacı Bayram’ın kendisine ait olan şiirleri arı Türkçe ile ya­zılmıştır. “Hacı Bayram Veli ‘den yazılı eser olarak bize kalan beş şiir ile onun olduğu rivayet olunan iki Türkçe mektuptur. Ancak, Hacı Bay­ram Veli ‘nin eserleri denince Türk sosyal ve kültür hayatında fevkala­de etkili olmuş olan adeta anılan tarikatını Akşemsettin, Kaygusuz, Vizeli Alaaddin gibi pek çok halifesini de ifade etmek gerekir.”[4]

Hacı Bayram Veli’nin geldiği tarikat yolları konusunda da birbirle­riyle çelişen kaynak bilgiler vardır. Bu bilgilerden Hacı Bayram Veli ile ilgili tekke yapısı, fikirleri, şiirleri karşılaştırılınca onun gerçek ta­rikatı ortaya kolayca çıkmaktadır.

Hacı Bayram Veli’nin daha çok Şeyh Safiyüddin ile ilişkileri konu edilmekte olup, Bayramiliğin, Erdebil Tekkesi’nin bir şubesi olduğu yolunda elle tutulur kanıtlar bulunmaktadır. Abdulbaki Gölpınarlı, Bayramiliğin iki koldan geldiğini, kanıtların da bunlara dayandığını söylemektedir. “Bayramilik zikri haflyi benimseyen Nakşibendilikle münasebattar sayılmış” derken ardından şöyle kesin bir yargıyla vur­gular “Safiyüddin, Erdebali’yi de Abhariye tarikatından ayrılan Safa­biliye yahut Erdebiliye şubesinin piri saydığı gibi Bayramiye ‘yi Safa­viye ‘nin bir şubesi gibi gösterip, ikinci silsileyi ayrıca bir nisbet olarak zikr ve ilk silsiledeki Zahidi Gılani ‘yi Zahidiye kolunun müessesi sayar ve Safaviye ‘yi bu kolun bir şubesi olarak akdeder.”[5]

Yine aynı yazar, Hacı Bayram Veli’nin halifelerinden Mahmud Hüdayi’.ye dayanarak şu bilgileri vermektedir. “Hüdayi Efendi, Vaki­at’ta, Uftade’nin Hacı Bayram’ın tacı, Erdebili tacı idi. Onlar bu tarz­da 12 tarkli kızıl tac giyerlerdi. Ali, heybetli görünmek için savaşta kı­zıl tac giyerdi, derler. Sonra onlara uyarıların kötü inanışları meyda­na çıkınca, Hacı Bayram, kızıl tacı beyaza tebdil etti.”[6]

Hacı Bayram Veli, bugünkü Solfasol mahallesi adıyla bilinen Ankara’nın bir köyünde dünyaya geldi. Doğum tarihi konusunda kesin bir bilgi olma­ması karşısında, 1352 tarihi doğum tarihi olarak kaydedilmiştir. Ölümü ise 1430. Ankara doğumlu olması, çiftçi bir aileden gelmesi, büyük arazilerinin olması, onu üretimden kopartamadı. İyi bir medrese eğiti­minin ardından tasavvufa yönelmiş, tasavvuf onun utkunda önemli öl­çüde değişiklikler yapmıştır. Kendisinden önceki Anadolu Erenleri konusunda geniş bilgi edinmiş, onların kurmuş olduğu tekke okullarını inceleme, görüşlerini değerlendirme fırsatı bulmuştur.

Hacı Bayram Veli’nin ilk hocası Şeyh Hamidüddin’dir. Ankara Kara Medrese’de gördüğü eğitimin ardından Bursa’ya gitmiş, ardından duyup da göremediği eğitim kurumlarında incelemelerde bulunmuştur. Bir süre müderrislik görevi yapmış, bu sırada Erdebil tekkesi Sufilerin­den Şeyh Alaüddin’in halifelerinden Hamidüddin Aksarayi (Somuncu Baba) tarafından Şeyh Süca aracılığıyla Kayseri’ye davet edilmiş. Bu­rada şeyhinin önemli görüşlerinden etkilenen Hacı Bayram, tasavvuf konusunda kendisini yeterli bulmuş, ardından Hicaz, Şam ve Kabe’yi ziyaret etmiştir. Kabe’de üç yıl kadar kaldıktan sonra tekrar Anado­lu’ya dönmüş, Aksaray’a yerleşmiştir. Ankara’da şeyhinin ölümünün ardından burada onun postuna oturmuştur.

Ankara’da bulunduğu süre içerisinde bütün Ahiler’in yaptıkları ör­gütlenme ve ticari terbiye usullerine göre taliplerini yetiştirmiştir. Bir­likte üretimin, birlikte paylaşımın koşulları kısa sürede çevresinde bü­yük kalabalıklar toplamıştır. Padişaha kadar giden şikayetler, adamla­rının günden güne arttığı, sünnete ve tarikata uyumsuzluk içinde bu­lunduklarına dair şikayetler onu düşüncelerinden döndürmeye yetme­miştir. Hacı Bayram’da diğer Anadolu Erenlerinde olduğu gibi çalış­madan, emek vermeden geçinmek yoktu. Onun, hep ziraata, zanaata yönelttiği insanlar aynı zamanda Anadolu birliğinin, hoşgörüsünün yerleşmesi için birer güzel örnekler olmuştur.

Hacı Bayram Veli’nin asıl adı Numan’dı. Onun adını hocası bir bayram sırasında “Senin adın Bayram olsun” dedikten sonra Numan’ın adı Bayram olarak çağımıza ulaşıyor. Genç Numan Müderrisliği sıra­sında dikkatleri üstüne çekiyor. Kısa zamanda çevrede bulunan bilgin kimselerle diyalogunu geliştirme fırsatını yakalıyor. Tekkelerde gör­dükleri onu en çok etkileyen olaylar olmuştur. örneğin Erdebil tekke­si ziyareti, Hacı Bayram için büyük bir tutku olmuştur. Bir tekkenin iş­leyişinden, öğreniminden, Türçe’ye ve Türk kültürüne verilen önem­den etkilenmemesi bir boşluk yaratırdı onun için.

Döneminin önemli kültür ve tasavvuf merkezleri başta Horasan olmak üzere Şirvan, Erdebil’di. Erdebil tekkesi Horasan okullarının önemini yitirmeye başladığı bir dönemde gözde okullardan birisi durumuna gelmişti. Bu bölge, Azerbaycan, Tiflis, Bakü, Şiraz arasında bulunmaktadır. Hacı Bayram’ın döneminde 1340-1350 yıllarında Er­debil Tekkesi’nin Şeyhi, Hoca Alaeddin Erdebili bulunmaktaydı. İşte bu süreçte Hacı Bayram bu tekkeyi ziyaret etmiştir.

Hacı Bayram Veli’nin Erdebil Tekkesi’ndeki etkisi asıl onun yolu­nun etkisini ve felsefesini oluşturmuştur. Uzmanların tutumu doğrultudaki görüşleri ısrarlıdır. Hacı Bayram konusunda araştırmalar yapan, kendisini Hacı Bayram silsilesinden sayan Fuat Bayramoğlu kesin bir görüşü şöyle aktarmaktadır. “Bayramiye silsilesindeki farklılığın temel sebebi teşkil eder. Hamidüddin tarikat silsilesi Erdebil’den intisap etti­ği Hace Alaeddin Ali Erdebili’ye, Halvetiye, Kutbüddin-i Ebheri de Ebheriye, Ebun Necip es Suhreverdi de Suhreverdiye silsilesiyle birle­şir. Cüneyd-i Bağdadi ve Hasan-ı Basri vasıtasıyla Hz. Ali’ye varır. “Safüyiddin ‘den itibaren Erdebil suflleri diye anılan, ilk Osmanlı pa­dişahlarının da saygı duydukları ve çerağ akçesi adıyla her yıl değer­li hediyeler gönderdikleri bu sufi aile ve tarikat başlangıçta Sünni ve Halveti iken Hace Alaeddin ‘in torunu Şeyh Şah diye anılan oğlu İbra­him dönemlerinde Şiileşmeye başlamış, Hace Alaeddin in torunu Şeyh Cüneyd zamanında ise tam, anlamıyla Şii-Batini bir hüviyet kazanmış­tı. Bayramiye’nin Melamiye kolu mensupları Hacı Bayram-ı Veli’nin şeyhi Hamidüddin Aksarayi ‘nin Hace Alaeddin Erdebili yoluyla yürü­yen bu Halvetiye silsilesini benimsemiş ve Anadolu ‘ya velayet sırrını ilk olarak onun getirdiğini iddia etmişlerdir.”[7]

Yine adı geçen yazar şu görüşlere yer verir “Enis’i Beyaziti’den sonra Nakşibendiye ‘nin Hz. Ebu Bekir’e ulaşan ve daha yaygın olan Bekri silsilesinin değil. Hz. Ali’ye ulaşan Alevi silsilesini kaydeder.”[8]

Sarı Abdullah’dan alıntı yapan Fuat Bayramoğlu şu görüşlerin dü­şüncelerini pekiştirir. “Enisi ‘nin Hace Alaeddin ‘in adını dahi anma­dan Bayramiye’nin silsilesini Bayazit Bestamiye bağlanmasına karşılık Sarı Abdullah Efendi, Hamüdüddin ‘in asıl feyz kaynağının Hace Ala­eddin olduğunu söyleyerek Bayramiye ‘yi Safaviye ‘ye bağlamıştır.”[9]

Biz de çeşitli araştırmalara dayanarak Hacı Bayram Veli’yi Anado­lu Aleviliğinin temellerinden birisi sayarak o görüşleri benimseyeceğiz. Bayramiye gerek Erdebil Tekkesi gelenek ve görüşleri, gerek Anadolu tekkelerinin tasavvuf görüşleri ve eylemleri tıpa tıp  uyum göstermektedir. Hacı Bayram Veli’yi Sünni gele­nek ve kalıplar içinde görmek oldukça güç.

Hacı Bayram’ın ölümünün ardından Akşemsettin onun yolunu ta­kip ettirmiştir. Ayrıca Bayramilik çeşitli kollardan temsil edilmek üze­re görüşlerde de belirsizlikler ortaya çıkmıştır. Bayramiliğin asıl takip­çisinin Akşemsettin olduğunda bütün kaynaklar birleşir. Akşemset­tin’in arı bir dille pirine yazdığı bir şiiri şöyledir.

 

Aşık oldum sana candan

Hacı Bayram pirim sultan

Gönül himmet umar senden

Hacı Bayram pirim sultan

 

Irak mıdır yollarımız

Taze midir güllerimiz

Hub söyler dillerimiz

Hacı Bayram pirim sultan

 

Anda varolur hacı

Başındadır nurdan tacı

Molla Hünkarın sağdıcı

Hacı Bayram pirim sultan

 

Al yeşil sancağı kalkar

Server Muhammed’in nesli

Yaradan Allah’ın dostu

Hacı Bayram pirim sultan

 

Akşemseddin der varılır

Azim tevhidler sürülür

Yılda bir çağ bulunur

Hacı Bayram pirim sultan

 

Hacı Bayram Veli’nin kurmuş olduğu Bayramiye Tarikatı bağımsızlığını da koruyamamış, çeşitli dallarla süregelmiştir. Her ne kadar Alevilerin Safavi koluna yakın ve o tekkeden etkilenmiş olursa da Bay­ramilik zamanla Sünni geleneğin içine düşmüştür. Diğer tarikatlar, Haydarılık Bektaşilik, Kalenderilik, Melamilik, Ahilik gibi Anadolu Alevi tarikatları Bektaşilikle bütünleşerek kaybolmuştur.

Hacı Bayram’ın Halifeleri şunlardır: Akşemsettin, Yazıcıoğlu

Mehmet, Yazıcıoğlü Ahmet Bican, Şeyh Selahattin, Germiyanoğlu

Şeyhi, Molla Zeybek, Eşrefoğlu Rumi, Baba Nalıhası Ankaravi, Akbı­yık Meczup Sultan, Bıçakçı Ömer Dede, Şeyh Lütfullah, Şeyh Yusuf

Hakiki, İnce Bedrettin, Kızılca Bedrettin, Şeyh Ulvan Şirazi, Kemal

Halveti, Abdulkadir İsfahani, Ahmet Baba, Şeyh Müslihittin Halife.

Hacı Bayram Veli’nin ölümü 1430’dur. Ölümünün ardından Anka­ra’da bugünkü Hacı Bayram Camisi’nin bulunduğu eski tekke kalıntı­ları yanında türbesi bulunmaktadır.

Hacı Bayram’ın kendi yazdığı şiirler şöyledir.

 

Bilmek istersen seni

Can içre ara canı,

Geç canından bul anı;

Sen seni bil, sen seni:

 

Kim bildi efal ini,

Ol bildi sıfatını,

Anda gördü zatını,

Sen seni bil, sen seni.

 

Görünen sıfatındır,

Anı gören zatındır.

Gayn ne hacetindir.

Sen seni bil, sen seni.

 

Kim ki hayrete vardı,

Nura müstağrak oldu,

Tevhidi zatı buldu;

Sen seni bil, sen seni.

 

“Bayram” özünü bildi

Bileni anda buldu

Bulan ol kendi oldu,

 Sen seni bil, sen seni.

 

Bir ulu imarettir alma başa sevdayı.

Benim maksudum ülemde değildir lakin illa Hu,

Bu benim derdime derman değildir lakin illa Hu.

 

Değildir hür-i vu gılman, ne cennet, köşk, ne de rıdvan

Bu benim gönlüme sultan değildir lakin illa Hu.

 

Anın nakşi hayalinden cihan bir zerre olmuştur,

Nazar etsen o zerreden görünmez lükin illa Hu.

 

Bu Bayrami; eğer idrak edersen sen bu alemde

Bu sırrın sırrına kimse eremez lakin illa Hu.

 

Çalabını bir şar yaratmış iki cihan arasında

Bakıcak didar görünür ol şarın kenaresinde.

 

Nagihan bir şara vardım ol şan yapılır gördüm;

Ben dahi bile yapıldım taş ve toprak arasında.

 

Şakirtleri taş yonarlar yonup üstada sunarlar

Mevlanın adın anarlar taşın her bir paresinde.

 

Ol şardan oklar atılır, gelür canlara batılır;

Arifler sözü satılır ol şarın paresinde.

N’OLDU BU GÖNLÜM N’OLDU BU GÖNLÜM

 

N’oldu bu gönlüm n’oldu bu gönlüm

Derd-ü gam ile doldu bu gönlüm

Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm

Yanmada derman buldu bu gönlüm

 

Yan ey gönül yan yan ey gönül yan

Yanmadan oldu derdine derman

Pervane gibi pervane gibi

Şem’ine aşkın yandı bu gönlüm

 

Gerçi ki kandı gerçeğe yandı

Rcngiııe aşkın cümle boyandı

Kendide buldu kendide buldu

-    Matlabını hoş buldu gönlüm

 

Sevda-ı a’zam sevad-ı a’zam

Belki oluptur Arş-ı muazzam

Matlab-ı canan matlab-ı canan

Olsa acep mi şimdi bu gönlüm

 

Seyr-i billahtır seyr-i billahtır

Li maalühtır fena fillahtır

Ayinesinde Ayinesinde

Gird-i sivayı buldu bu gönlüm

 

 

El fakru fahri el fakriı fahri

Demedi mi ol ülemler fahri

Fahrini fakrin fahrini fakrin

Mahv-u fenada buldu bu gönlüm

 

Bayrami imdi Bayrami imdi

Bayram edersin yür ile şimdi

Hamd-ü senülar hamd—ü senalar

Yar ile bayram kıldı bu gönlüm

 

HİÇ KİMSE ÇEKEBİLMEZ

 

Hiç kimse çekebilmez

Güçtür feleğin yayı

Derdine gönül verme

Bir götürür viyi

 

Oynayu gelir aldar

Çünkü eli çabuktur

Bir bunculayın fitne

Kande bulur arayı

 

Bir fani vefasızdır

Kavline inanma hiç

Gülı bayı eder yoksul

Gali yoksul eder bayı

 

 

Hayran kamu ülimler

Bu mani’nin alında

Kaftan Kafa hükmeder

Bilmez bu muammayı

 

Vahittir o vahdette

Kesrette kani tefik

Hızr ermedi bu sırra

Bildirmedi Musft’yı

 

Miskin Hacı Bayram sen

Dünyaya gönul verme

Bir ulu imarettir

Alma başa sevdayı



[1] ÇUBUKÇU, İbrahim Agah; Hacı Beyram Veli Sempozyum Bildirileri, Ankara Valiliği yay. S.71
[2] ÇUBUKÇU, age. S.70
[3]  GÜNER, Ahmet; Tarikatlar, Milliyet yay. S.121
[4]  GÜNAY, Umay, Hacı bayram Veli’nin Hayatı ve Esertleri, 1. Hacı bayram Veli Sempozumu Bildirirleri s.74
[5]  GÖLPINARLI, Abdulbaki; İslam Ansiklopedisi, Bayramiye maddesi 2.cilt s.424
[6]  GÖLPINARLI, age. S.426
[7] SARI, Abdullah; Semeratü’l Fuad s.230’dan aktaran Fuat Bayramoğlu, İslam Ansiklopedisi Diy.yay. c.5, s. 269 
[8]  Menakubil Akşemsettin, s. 82,83, Aktaran Fuat Bayramoğlu age.
[9]  Semeratü’l Fuad s.277, age
YORUMLAR (0)
Ad Soyad * Güvenlik *
Diğer Makaleleri
Balkanlarda Bektaşilik

Gülağ ÖZ 10 Nisan 2017 01:01

Balkanlarda Bektaşilik

Balkan coğrafyası Osmanlı açısından nasıl önemliyse bugüne baktığımızda Alevi Bektaşilik açısından önemi ve etkisi görülmektedir.

SEYYİT BATTAL GAZİ

Gülağ ÖZ 22 Mart 2017 00:00

SEYYİT BATTAL GAZİ

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Gülağ ÖZ 07 Ocak 2017 01:01

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Asırlardır dünyamızı aydınlatan,insanımızın usundan çıkmayan Ahmet Yesevi; bugün Anadolu Türkünün içinde yaşayan bir bilge kişidir.

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

Gülağ ÖZ 05 Ocak 2017 00:00

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

DÜŞKÜNLÜK

Gülağ ÖZ 28 Mart 2012 00:00

DÜŞKÜNLÜK

ALEVİ AYDINI OLMAK

Ali YILDIRIM 29 Şubat 2012 00:00

ALEVİ AYDINI OLMAK

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK  ZİYARET  YERLERİ VE OCAKLAR

Gülağ ÖZ 25 Şubat 2012 00:00

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK ZİYARET YERLERİ VE OCAKLAR

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Düğün değil bayram değil...

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Düğün değil bayram değil...

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri