Hüseyin Gazi Derneği ve Vakfı
Hüseyin Gazi binse gelse atına İnan olmaz çarkı felek zatına
Hz. Ali Hacı Bektaş-ı Veli Atatürk
Karaca Ahmet

Bu içerik 10 Aralık 2011 00:00 tarihinde eklendi ve 8.882 kez gösterildi

Makaleler Anasayfa | Gülağ ÖZ | Ali YILDIRIM |

KARACA AHMET

Anadolu pirlerinin en büyüklerinden ve en tanınmışlarından birisi­dir Karaca Ahmet Sultan. Bu büyük Sultan‘in, bu büyük Horasan Ere­ni’nin, bu büyük Anadolu Ereni’nin birçok yerde türbesi olduğu bilin­mektedir. Anadolu insanı çok konukseverdir ve bütün güzel değerleri­ne sahiplenmesini bilmiştir ki, bunu yadsımak olanaksızdır. Karaca Ahmet’in yedi yerde adına türbe yapıldığı bilinmektedir. Bunlardan en tanınmışı ve en önemlisi İstanbul Kadıköy’den kısıklaya dönerken:kendi adıyla da anılan bir mezarlık bulunmaktadır. Karaca Ahmet tür­besi, bu mezarlığın hemen yanındadır.

13. yy. sonları ile 14. yy. başlarında Anadolu’ya yerleştiği, Anado­lu’yu bir Türk yurdu yapmak, Alevi tasavvuf bilincini de yerleştirmek amacını taşıdığı bilinen bir gerçektir. Adının başında Gözcü sözcüğü onun güçlü kuvvetli, korkusuz, cesur birisi olduğunu göstermektedir. o nedenle de Anadolu’ya gelirken kendisi hep gözcü olarak savaşlar­da bulunmuştur. Buna bağlı olarak da adı Gözcü Karaca Ahmet olarak kalmıştır. “Hacı Bektaş, Anadolu ‘ya  geldiğinde Karaca Ahmet cemde gözcü olarak görev yapıyordu.”[1]

Manisa ve Uşak dolaylarında bulunan türbeleri Karaca Ahmet’in Anadolu yerleşiminin ilk yıllarını buralarda geçirdiğini, ilk tekkesini Manisa’da kurduğunu göstermektedir. Uşak’ın Eşme İlçesi’nde bir köyde Karaca Ahmet’in bir türbesinden söz edilmektedir. burada ger­çekten de İnaz İstasyonu’nun 5 km. güneyinde bulunmaktadır. Köy mezarlarının orta yerinde bir türbe vardır. Türbenin yan taraflarında bulunan tekke duvarlarının kalıntıları durmaktadır. Caminin yanında tekke odaları vardır. Burada bulunan kitabeden söz eden Naci Kum, Muhittin Uluçay’ın 1947’de Halkevleri dergisine yazdığı bir yazıdan söz açarken bir kitabenin şu yazılarını da bize aktarmaktadır. “Manisa bölgesinde Karaca Ahmet’e izafeten üç türbe bulunmaktadır. Bunlardan birisi Horoz Köyü-Manisa İstasyonu yakınında, diğeri Akhisar Merkez köylerinden Karaköy ‘de, üçüncüsü de Eşme‘nin Kara Ahmet Köyünde ‘dir.”[2]

Akhisar Karaca Ahmet Türbesi içinde “Sultan Orhan Gazi meşayhinden bir zat olup diyarı Acemde ümeradan birinin oğlu iken Rum cenibine gelmiş ve Akhisar kutbinde ihtiyari mesken etmiştir.”[3]denilmekte olup aynı kitapta yine Karaca Ahmet’le ilgili bir vakıftan söze edilmektedir. Buraya bir de tarih düşülmüştür. “Yengi Nahiyesinde vaki merhum Karaca Ahmet Vakfi kura ve müzari olup gallesinin küll müsadesi olmakla vakfi mezbur mezraası mahsülünden işbu darende ferman sulahayi saikin eş şeyh Abdullah ‘a yevmiye onbeş akçe maasla vazifesi tevcih olundu. 1077 bimakaı Edirne”[4]16. yy. da verilen bu fermanda Karaca Ahmet Tekkesinin Osmanlılar döneminde de işlev yaptığını ve büyük bir vakıf gelirlerinin olduğunu göstermektedir.

Karaca Ahmet adına yaptırılan türbelerden ve tekke kalıntılarında bugünlere kalan salt bu büyük ulunun kerametleriyle ilgilidir.Bunlar hala günümüzde Karaca Ahmet adına yürütülmektedir. Karaca Ahmet’in çeşitli yörelerde bulunan türbelerinde ve tekkelerinde aynı tarz da hekimlikle ilgili ocakları bulunmaktadır. Örneğin Afyon’un Karaca Ahmet Köyü’ndeki türbesinde akıl hastalarının tedavi yapıldığı bir merkez bulunmaktadır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yürütüle] bu tür gelenekler türbe ve tekkelerin yasaklanmasıyla birlikte buralar harabe halini almıştır. Yine de halk eski söylencelerden hareketle buralarda şifa aramaktadır.

Karaca Ahmet adına yaptırılan türbeler şöyledir. Eşme, Manisa Akhisar, Afyon, Isparta’nın Buna bucağı merkezi, İstanbul Üsküdar il Kadıköy arasında kepdi adıyla anılan türbe ve makamları bulunmak tadır.

Anadolu’nun bu yörelerinde türbeleri bulunan Karaca Ahmet Sultan’ı kaynaklar Selçuklular’ın ilk dönemlerinde Anadolu’ya gelerek Manisa dolaylarına yerleştiği ve ardından Saruhan Beyliği ile ilişkiye, geçerek bu beyliğin ordusunda savaşa katıldığı, burada doktor olarak çalıştığı ve çeşitli kerametler gösterdiği de anlatılmaktadır.

Karaca Ahmet Sultan büyük bir ruh doktoru olarak tanınmış, çeşit­li ulusların sultanla, beyleri ve zenginleri gelerek bu pirden tedavi görmüşlerdir. Bunun yanında Anadolu’nun her yanında Karaca Ah­met’in hekimliği yayılmıştır. Halk arasında şu türkü hep söylene gel­miştir.

 

Karaca Ahmet ulu Veli

Akıllanır gelen deli

Karşısında Hayran Bal

Sultan Karaca Ahmet Sultan

Eşrefoğlu kamil insan

 

“1371 yılında Saruhanoğullarının son hükümdarı, ilim ve sanat kadri bilen Manisa ‘da Şeyh Revak Sultan’a vakfettiği arazi için tanzim ettirdiği vakfiyedeki şahitler arasında Süleyman Horasani oğlu Kara­ca Ahmet diye bir isim vardır.”[5]

Karaca Ahmet türbelerinin yakınlarında vakfedilen sultan arazilerinin vakıfnamelerine baktığımızda onun 1350-1390 yılları arasında hayatta olduğunu görmekteyiz. Zaten bu tarihler arasında Saruhanoğulları’nın son sultanı İshak Çelebi ile ilişkileri de kayıtlara geçmektedir. “Kara­ca Ahmet’in 1371 yılında, Manisa ‘da hayatta olduğunu kesin olarak öğrenmiş bulunuyoruz.”[6]

Yine kaynaklar onun Horasan Türk beylerinden birisinin oğlu olduğunu Moğol baskıları sonucu Anadolu’ya gelen göçlerle birlikte geldi­ğini yazmaktadır.

Anadolu’da bulunduğu sırada, diğer Horasan Erenleri ile bağını kuvvetlendirmiş, Selçuklu devletinin kültür reddine karşı gelerek, on­ların adlarına, sanlarına bile karşı çıkmış, Türkçenin ve Türk dilinin gelişip, Anadolu topraklarında yeşermesinde öncü görevini yüklenmiş­tir. Benim topluca Horasan Erenleri yerine Anadolu Türk kurmayları adıyla anmamda bir sakınca olmasa gerek. (G.Ö) Bu kurmayların başında Hacı Bektaş, Abdal Musa, Karaca Ahmet, Hıdır Abdal,Taptuk Emre, Geyikli Baba, Kızıl Deli, Kolu Açık Hacim Sultan, Ahi Evren vb. bulunmaktadır. Bu bilgelerin Anadolu topraklarında kurmuş oldukları tekkeler (Türk üniversiteleri) bu büyük ekip tarafından gerçekleştirilmiştir.Kurmaylar aynı zamanda yeni Türk yurdunun korunmasında göçle gelenlerin, yerleşmesinde, üretiminde , yolların yapılmasında, bağ ve bahçelerin açılmasında, tam verimli hale getirilmesinde büyük umar harcamış ve sorumlu davranmışlardır. Bu nedenle de bu kurmayların evlatları ve torunları devletinin kurulmasında aynı sorumluluk içinde davranmışlardır.

Hacı Bektaş Dergahı merkezinde görevler dağıtılırken, daha doğrusu Anadolu Türk mekanlarının yapılması birinci derecede buralara tekkelerin kurulması yolu,ikinci derecede de buralara tekkelerin korunması seçilmiştir.

Karaca Ahmet’e verilen İstanbul yakınlarında bugünkü Göztepe’de Bizanslıların gözetilmesi ve Türk yurtlarına akınlarını amacını taşımaktadır. Hatta Bedri Noyan bu    görevlendirme için şunları yazıyor “Hacı Bektaş Veli kendisine Karacam seni Türk topraklarına katılmasına çalışmakla görevlendirildin dediği söylenir.”[7]Adı geçen yapıtında aynı yazar yine şunları yazmaktadır. Kadıköy Üsküdar arası bölgeye yerleşmiş ve dergahını kurmuş Karaca Ahmet buraya sonsuza dek yerleşmiş ve burası son makamı olmuştur.”[8]

Bir başka kaynak ise Karaca Ahmet ile ilgili şu bilgileri vermektedir.

 “Karaca Ahmet’in Iran ‘da şahlık  eden bir aileden olduğu ve dünya nimetlerini bir köşeye iterek hak aşkıyla yandığı ve bu aşkla da diyar diyar dolaştığı Anadolu ‘ya kadar geldiği söylenmekte onun X1II. asırda yaşadığını ve Hacı Bektaş tarafından uyarıldığını kaydetmektedir”[9]

Karaca Ahmet ile ilgili de tarihsel kaynaklardan başka çeşitli menkıbeler söylenmektedir. Yazılı kaynaklarda da yer alan bu menkıbeden birisi şöyledir.

Karaca Ahmet bir ulu veliyi rüyasında görür. Bu ulu velinin kim ol­duğunu bir türlü kestiremezler. Ailesiyle birlikte bu sırrı çözmeye uğ­raşır, bir türlü çözemezler. Karaca Ahmet yeniden bir rüya görür. Bu rüyasında bu ulu velinin kim olduğunu bulacaktır. Rüyasında bu veli kendisini bir ak güvercin üstünde Karacahöyük’te bir kayanın üstüne götürmüş. Bu taşın yan tarafında yine bir ak güvercin kendisine bakıp gülüyormuş. Uyandığında, buldum rüyamı, buldum, demiş. İçlerinden birisi Sarı Saltuk’a dönmüş. Tez elden bir ak güvercin olup Karacahöyük’e varacaksın, karatışın üzerinde bir ak güvercin durur, al onu bu­raya getir-der. Sarı Saltuk zaten bu emri bekliyormuş. Uçup Karacahö­yük’e varmış. Ak güvercinin boğazından yakalamış, hadi bakalım düş önüme. Ak güvercin silkinip kurtulmuş - Ne yapıyorsun er ere kıyar mı? Hem ben sizin ellere misafir geldim. Hem git sen otuz dokuz ere söyle tez elden benim yanıma gelsinler. Şahin bir daha yenilememiş, bu ak güvercin inatçıymış. Şahin geri dönüp otuz dokuz erin yanına gelmiş. Onlara durumu anlatmış. Onlar de, neden biz otuz dokuz kişi bir kişinin yanına gidelim, demiş ve namaza durmak için yere seccade sermişler. Bu seccade hiç yerinde durmuyormuş. Bu otuz dokuz kişi baktaşlular olacak değil, demişler ki -Demek buraya büyük bir veli gel­di, bizi istiyor, ne yapalım? Bari oraya gidelim. Düşmüşler yola. Kara­ca Ahmet bir aslanın sırtına binmiş, elindeki ejderhayı kamçı yapmış ve Karacahöyük’te Hacı Bektaş’ın yanına varmışlar. Bakmışlar ki Ha­:ı Bektaş elinde mala duvar örüyor. Geriye doğru baktıklarında ise bir ıslan ve elinde ejderhadan bir kamçı ile Karaca Ahmet de geliyor. 0 la hemen duvara binerek -deli- demiş başlamış duvar yürümeye.

Bu menkıbenin aslı uzunca Karaca Ahmet’in sandukasının altında bulunan bir levha da Türkçe olarak bulunmaktadır.

Böyle menkıbeler her Horasan Ereni için anlatılmaktadır. Biz biz böyle menkıbelerden bazı ipuçları çıkarmakta yetinmekteyiz. Yoksa güvercin olup uçma, aslanın sırtına binme eski Türkler’de her zaman anlatılan motiflerdir. Ancak biraz da bizim görmek istediğimiz Horasan renleri’nin birbirleriyle ilişkileri ve aynı çağda aynı dönemde yaşa­mış oldukları ve aynı dayanışmayla bir şeyler yaptıklarıdır.Bu menkıbede Hacı Bektaş Veli, Karaca Ahmet ve Sarı Saltuk’un yakın dostlukları görülmektedir

Karaca Ahmet asıl büyük bir savaşçı olması yanında çağının en bü­yük hekimi olma özelliğiyle de öne çıkmaktadır. Bu konuda Nezihe Araz’ın şu sözlerini okuyalım. “Karaca Ahmet Sultan, mücahit bir ve­li olduğu kadar kuvvetli bir hekimdir de. Anlatılanlara bakarsanız, bir­çok hastayı devrinin en büyük hekimi olarak tedavi etmiş, elini hangi hastanın iizerine koymuşsa ona hemen şıfa getirmiş, daha sonra oğlu Eşref ve torunları Karaca Ahmet Köyü ‘nde bir tedavi zaviyesi meyda­na getirerek gelen hastaları aynı usullerle iyileştirmeye devam etmiş­lerdir.”[10]

Karaca Ahmet’in oğulları ve sülalesi konusunda kaynaklar yine çe­şitli bilgiler vermektedir. Hıdır Abdal’ın ve Gani Abdal’ın Karaca Ah­met’in oğulları olduğu ve aynı babaları gibi şifahaneler kurup, hastala­rı iyileştirdikleri yazılmaktadır. Hıdır Abdal’ın türbesinin kitabesinde de onun Karaca Ahmet evlatlarından olduğu yazılıdır. Ancak bazı kaynaklar Hıdır Abdal’ı da Hacı Bektaş’la arkadaş olduğunu ve ilişki­lerini de yazmaktadır. Biz bunu yerinde buluyor, Karaca Ahmet’in Oğlu Hıdır Abdal’ın da babası gibi onun yanında yetişerek bütün yöntem­lerini öğrendiği, aralarında önemli bir yaş farkının ‘olmadığı, iki arka­daş gibi yetiştiği kanısını taşımaktayız.

Karaca Ahmet ve oğullan delilerin tedavisinde ve bazı hastalıklar konusunda köylülerden kesinlikle para almazlar, her yaptıklarını da karşılıksız yaparlarmış. Çünkü devlet de bu çağda hastalıane olarak görev yapan bu şifahaneye karşılık vergi alınmaz ve bazı vakıf arazileri vererek bu tür dergahlara parasal yardım yapardı.

Karaca Ahmet Sultan’ın tekkesinde yüzlerce derviş görev yapar. Tekkesinde yetişen dedeler ise gittikleri yerde bir doktor olarak görev yaparlardı. Tekkelerinde çeşitli konuklar bulunur, buranın aşevlerinde yer içer ve tekke konukevinde barınırlardı.

Karaca Ahmet’e Hacı Bektaş’ın söylediği şu sözlerde bir gerçek payı vardır. “Bir yerde mekanın olsun, ama kırk yerde çırağın yansın.” Böylece Karaca Ahmet’in nesilleri Erzincan’dan Afyon’a, Sivas’tan Uşak’a, Gaziantep’e kadar yayılmışlardır.

Dervişler giyer aba

Dolaşırlar tekke türbe

Karşısında Gözcü Baba

Sultan Karaca Ahmet Sultan

Bu türküler Karaca Ahmet’in ne derece sarsılmaz bir kişiliğini ve ne derece kerametini anlatmaya yetmektedir. Burada sözü geçen Göz­cü Baba İstanbul’da Göztepe’ye adını veren bir Alevi dedesidir. Bu­günkü Merdivenköy Şah Kulu Dergahı’nın karşısındaki bir tepede tür­besi bulunmaktadır. Karaca Ahmet’in. yakını olsa gerek.

Horasanlı Türk Ahmet Yesevi ile ilgili bir menkıbeden yola çıkıla­rak anlatılan şu olay Karaca Ahmet’in önemini göstermektedir. Hacı Bektaş yanındaki, “Horasan Erenlerindenim. Türkistan ‘dan gelmekte­yim. Mürşidim doksan bin Türkistan pirinin ulusu Ahmet Yesevi’dir. Meşrebim Muhammed Ali ‘dendir. Nasibim tanrıdan” deyince Rum dervişleri Karaca Ahmet’e dönerek “Sultan Hoca Ahmet Yesevi bize bir dev göndermiş “derler.”[11]



[1] YAMAN, Mehmet Karaca Ahmet, s.63
[2] KUM, Naci Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, 1957
[3] Kamüs-ül Alam c.5,s.3623
[4]  Age.s.99
[5] ULUÇAY,M.Çağatay ; Saruhanoğulları ve Eserlerine Dair Vesikalar, c.1.s19-28
[6] YAMAN,Mehmet age.s.70
[7] NOYAN, Bedri Alevilik Bektaşilik Nedir s.90
[8] Age.s.509
[9] OKAN, Aysel, İstanbul Evliyaları, s.74
[10] ARAZ, Nezihe; Anadolu Evliyaları s.425
[11] GÖLPINARLI, Abdulbaki; Hacı Bektaş Velayetnamesi s.19
YORUMLAR (0)
Ad Soyad * Güvenlik *
Diğer Makaleleri
Balkanlarda Bektaşilik

Gülağ ÖZ 10 Nisan 2017 01:01

Balkanlarda Bektaşilik

Balkan coğrafyası Osmanlı açısından nasıl önemliyse bugüne baktığımızda Alevi Bektaşilik açısından önemi ve etkisi görülmektedir.

SEYYİT BATTAL GAZİ

Gülağ ÖZ 22 Mart 2017 00:00

SEYYİT BATTAL GAZİ

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Gülağ ÖZ 07 Ocak 2017 01:01

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Asırlardır dünyamızı aydınlatan,insanımızın usundan çıkmayan Ahmet Yesevi; bugün Anadolu Türkünün içinde yaşayan bir bilge kişidir.

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

Gülağ ÖZ 05 Ocak 2017 00:00

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

DÜŞKÜNLÜK

Gülağ ÖZ 28 Mart 2012 00:00

DÜŞKÜNLÜK

ALEVİ AYDINI OLMAK

Ali YILDIRIM 29 Şubat 2012 00:00

ALEVİ AYDINI OLMAK

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK  ZİYARET  YERLERİ VE OCAKLAR

Gülağ ÖZ 25 Şubat 2012 00:00

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK ZİYARET YERLERİ VE OCAKLAR

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Düğün değil bayram değil...

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Düğün değil bayram değil...

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri