Hüseyin Gazi Derneği ve Vakfı
Hüseyin Gazi binse gelse atına İnan olmaz çarkı felek zatına
Hz. Ali Hacı Bektaş-ı Veli Atatürk
Sarı İsmail

Bu içerik 10 Aralık 2011 00:00 tarihinde eklendi ve 4.037 kez gösterildi

Makaleler Anasayfa | Gülağ ÖZ | Ali YILDIRIM |

SARI İSMAİL

Yaşamı konusunda aydınlatıcı bilgiler bulunmamasına karşın Sarı İsmail, Bektaşi ve Alevi yazınında isminden en çok söz ettiren pir­lerden birisidir. Anadolu’ya 13. yy.da gelmiş olduğu, Hacı Bektaş’a Karaca Ahmet’le birlikte geldiği kayıtlarda işlenmiştir. Hacı Bektaşı Veli’nin en yakın çalışma arkadaşlarından birisi olarak bilinir. Hünkar ona en güvendiği işleri vermiştir. Hacı Bektaş Vilayetnamesi Sarı İs­mail’i şöyle anlatıyor.

“Bir gün Sarı İsmail Hünkar’ın huzuruna gelip el kavuşturdu. Hün­kar şöyle dedi. Sarı İsmail, sizin için sucağız ılıttım, lütfedip gelseniz dedi. Hünkar, şimdi onun  vakti değil dedi, Konya’ya Mevlana Celalet­tin ‘in huzuruna git, onlarda bir kitabumz var, onu al gel.”[1]

Kaynaklarda Sarı İsmail ile ilgili detaylı bilgileri bulmak olası de­ğil. Rastlanılan kaynaklar salt Sarı İsmail ismiyle geçer, hizmetlerini ve konumunu belirtir. Fuat Köprülü, Sarı İsmail’le ilgili şunları kayde­diyor:

“Sarı İsmail, Bektaşi ananesinde pek meşhur bir kimse olup, Hacı Bektaş’ın başlıca halifelerindendir. Vilayet namelerde ona ait pek çok menkıbelere rastlanırsa da, tarihi varlığı hakkında ne yazık ki, hiç bir bilgimiz yoktur. Ancak Bektaşi ananesinin nasıl mevcut menkıbeleri birbiriyle kaynaştırarak teşekkül ettiğini düşünürsek, 13. yüzyılda ve­ya XIV. yüzyılın ilk senelerinde Batı Anadolu ‘da bu isimde bir derviş yetişmiş olması imkanını teslim edebiliriz.”[2]

Daha evvel Karaca Ahmet’e gelmiş bulunan Sarı İsmail, bir za­manlar Karaca Ahmet’in hizmetinde bulunmuş, birlikte Hacı Bektaş Sultan’a geldiklerinde ise, Hacı Bektaş onu yanında kendi tekkesinde alıkoymuştur. Burada da önemli hizmetlerde bulunmuştur.

Hacı Bektaş Veli hakka yürüdüğünde Sarı İsmail, Hünkar’ın buy­ruğu üzere Menteş iline gelerek, burada bulunan eski kiliseyi onararak kendi adına bir tekke binası inşa ederek yaşamının sonraki bölümleri­ni burada geçiriyor.

Yine Sarı İsmail Sultan ile ilgili Vilayetnamede kendisiyle ilgili bö­lümden sürdürelim “Sarı İsmail arkadaşlarıyla gezinirken, çift süren bir çift öküz yanı başında duruyor. Öküz dile gelip, Yirmi yıldır bu kişi­nin çiftini sürerim, kocadım, güçten kuvvetten düştüm, yarınki gün di­lerler ki beni boğazlayalar. Lüfet Allahaşkına beni bunun elinden kur­tar, der. Sarı İsmail öküzü satın alıp azat eder. Bu nedenle çevresi Sa­rı İsmail’e ‘Öküzü Söyleten Sarı İsmail Padişah’ adını takarlar. “[3]

Sarı Ismail’in hizmetleri ve kişiliğiyle ilgili anlatılan yazılar ve menkıbeler ne yazık.ki, ölüm ve doğum tarihleri konusunda hiç bir bil­gi verilmemektedir. Hatta kimin oğlu, nerede doğdu, nereden nasıl gel­di diye bir kayıta rastlanılmamaktadır. Umarım bazı Bektaşi ulularının gizli kalmış kayıtları da bir gün gün yüzüne çıkar da toplumunu, halkı­na ve tüm insanlığa hizmet etmiş bu kişiler tam olarak aydınlığa çıkar.

HACI BEKTAŞ VILAYETNAMESI’NDE SARI ISMAİL

Saru İsmail

Hünkar’ın hususi hizmeti, Saru İsmail Padişah’a aitti. Hünkar, onu pek çok severdi. Halifelerden hiçbiri, onun mertebesine erişemedi. Hünkar’ın ibrikdarı da oydu. Sulucakaraöyük’den bir yere gitmek iste­se çok defa yanına onu alırdı.

Birgün, acaba Hünkar, bize nereyi yurt verecek, nerde dem-yom oynatacağız fikrine daldı.. Hünkar’a malum oldu. İsmail’im dedi, ben göçtükten sonra sopanı at, nereye düşerse orası yurdun olsun, yeşil fer­manı da yanında götür, sana lazım olur buyurdu. Hünkar’dan sonra seccadeye geçen Habib Emirci’den izin aldı, dergahtan çıkıp sopasını attı.Can gözüyle gördü ki,Menteş ilinde Tavaz’da bir kilisenin kubbesini delip içeri düştü.O sırada meğer bir keşiş kilisede incil okurmuş,sopa kubbeyi delip içeri girince keşişin gözüne bir ejdarha gibi göründü.

Derken Sara İsmail, gide-gide Tavaz’a, o kiliseye vardı, keşişi Müslüman etti, kiliseyi yıktı, tekke haline getirdi.

Bundan sonra Sarı İsmail, keşişe, ben dedi burda karar edeceğim, seninle komşu olalım. Bu sözü söyleyip silkindi, bir sarı doğan şekline girdi, uçup Tavaz’da bir yere kondu. Boynunda halkası, ayağında çin­gırağı da vardı. 0 sıralarda şehrin beyi Zpaun (?) isminde bir kafirdi. Adamları, o güzelim sarı doğanı görüp gittiler, beye haber verdiler. Bey, amanın dedi, onu tutmak gerek. Ya Müslüman Padişahından ka­çıp gelmiştir, ya da kafir padişahından. İki adam gitsin, biri,Müslümanla­rın giydiği elbiseyi giysin, biri kafirlerimizin. Müslüman padişahından kaçtıysa Müslüman’a tutulur, kafir padişahından kaçtıysa kafire tutulur dedi. Öyle yaptılar. 0 iki kişi, doğanın konduğu yere geldiler. Fakat Sarı İsmail, ondan önce adam şekline girmiş, konduğu taşın dibine oturmuştu. Onu görünce vardılar, elini öptüler, koşup beye geldiler, de­diler ki: 0 doğan değilmiş, Isa Peygambermiş. Bey, bunu duyunca pek sevindi, sanki aklını kaybetti. Hemen adamlarıyla kalktı, geldi. Gördü ki taşın dibinde sarışın, güzel bir er oturmada. Elini öptü, ayağına yüz sürdü. Sarı İsmail, onları Müslümanlığa davet etti, kabul ettiler.

Sarı İsmail, orda yerleşti. Birçok kişiler, gelip derviş oldular. Bir ­gün, gezerken bir çiftçiye rastladı. Iki öküzü vardı, çift sürmedeydi. Sam İsmail, gelince öküzlerin biri, dile geldi, erenler şahı Saru İsmail Padişah dedi. Sara İsmail, öküzün yanına geldi, nedir halin diye sordu. Oküz, kocaldım, gücüm-kuvvetim kalmadı, beni boğazlamaya götüre­cekler, er hak aşkına kurtar beni dedi. Saru İsmail, o öküzü sahibinden satın aldı, azad etti. Bu yüzden o ilde Sara İsmail’in adı, “öküz söyleten” kaldı. -

Saru İsmail’den birçok kerametler belirdi. Bir nice zaman orda demyom oynattı, sonucu güçtü, yeşil fermanla beraber gömdüler. Dem geçti, devran geçti, Hünkar oğullarından biriyle Sivrihisar’ın gün doğu­su tarafından, Seyyid Ahmed oğulları arasında, icazet hususunda bir bahistir geçmeye başladı. Nihayet Hünkar sözünü hatırlayıp Saru İs­mail’in mezarın geldiler.Ey Saru İsmail padişah dediler.Sizde emanet olan yeşil ferman bize lazım.Lütfet ver.Hemen mezar yarıldı,yeşil ferman çıktı.Okuyup maksatlarına erdiler.


[1] GÖLPINARLI, Abdulbaki; Hacı Bektaş Velayetnamesi

[2] KÖPRÜLÜ, Fuat; Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar s.259

[3] NOYAN, Bedri, Velayetname-i Hacı Bektaş s.259

YORUMLAR (0)
Ad Soyad * Güvenlik *
Diğer Makaleleri
Balkanlarda Bektaşilik

Gülağ ÖZ 10 Nisan 2017 01:01

Balkanlarda Bektaşilik

Balkan coğrafyası Osmanlı açısından nasıl önemliyse bugüne baktığımızda Alevi Bektaşilik açısından önemi ve etkisi görülmektedir.

SEYYİT BATTAL GAZİ

Gülağ ÖZ 22 Mart 2017 00:00

SEYYİT BATTAL GAZİ

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Gülağ ÖZ 07 Ocak 2017 01:01

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Asırlardır dünyamızı aydınlatan,insanımızın usundan çıkmayan Ahmet Yesevi; bugün Anadolu Türkünün içinde yaşayan bir bilge kişidir.

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

Gülağ ÖZ 05 Ocak 2017 00:00

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

DÜŞKÜNLÜK

Gülağ ÖZ 28 Mart 2012 00:00

DÜŞKÜNLÜK

ALEVİ AYDINI OLMAK

Ali YILDIRIM 29 Şubat 2012 00:00

ALEVİ AYDINI OLMAK

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK  ZİYARET  YERLERİ VE OCAKLAR

Gülağ ÖZ 25 Şubat 2012 00:00

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK ZİYARET YERLERİ VE OCAKLAR

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Düğün değil bayram değil...

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Düğün değil bayram değil...

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri