Hüseyin Gazi Derneği ve Vakfı
Hüseyin Gazi binse gelse atına İnan olmaz çarkı felek zatına
Hz. Ali Hacı Bektaş-ı Veli Atatürk
Seyit Nesimi

Bu içerik 10 Aralık 2011 00:00 tarihinde eklendi ve 12.686 kez gösterildi

Makaleler Anasayfa | Gülağ ÖZ | Ali YILDIRIM |

SEYYİD NESMİ

Türk Alevi-Bektaşi geleneğinde  iki ad her zaman birlikte anılır. Bek­taşi tekkelerinde yine bunlarla ilgili anılar anlatılmadan, örnekleme yapmadan ne cem sürdürülür, ne de toplumsal bir olay öne çıkartılır. “Mansur gibi asılmak, Nesimi gibi derisi yüzülmek.” Tarih böylesine olaylara alışıktır. Bütün ozanlar şiirlerinde böyle büyük bir özveriden kaçacak kadar “Dar” kaçkını olamamışlardır. İşte Anadolu Alevi-Bek­taşi felsefesinin oluşumu bu isimlere dayanaklık ederek sürdürüle gelmiştir. Ancak bu isimler bir örneklemedir.Bunların beslendiği kaynaklar yine Horasan ve Anadolu bilge kişileri olan ve adı Eren diye anılan kaynaktır.

Dokuz yüzlü yıllarda Bağdat-Horasan cephesinde oluşan tasavvuf okullarında aydın din adamı, reformist felsefeciler, tasavvufçular orta­ya çıkınca, bunlar yaşamlarını her koşul altında koltuklarının altına alarak gezdiklerinin bilincinde ve direncinde yaşadılar. Gerçeği daha çok yüksek sesle haykıran Hallacı Mansur diğerlerinden daha cesur davranarak kellesini verdi. Onun fikirlerine katılan arkadaşlarının bir­çoğu hocaları, öğrenciler bu özveriden kaçındılar. Her ne kadar fikirle­rine katılmış olsalar bile bunu açıktan savunamadılar. Eğer Hallacı’nın fikirleri savunucular tarafından destek görmüş olsaydı, aydın insan fel­sefesinin gelişimi, yayılımı, insanlığa getireceği faydalar hiçbir değerle ölçülemezdi. Bir daha Seyyid Nesimiler’in derisi yüzülemez, Pir Sul­tanlar darağacında sallandırılamazdı. İşte tarihin “Tekerrüründe” di­rençsizliğin, ikiyüzlülüğün ve dönekliğin acıları böylesine çektirilmiş­tir.

Kimdir Seyyid Nesimi?

Öncelikle AIevi-Bektaşi kültürünün yedi ulu ozanından birisi ola­rak bilinir. XIV. yüzyılın sonları ile XV. yüzyılın başlarında yaşamış bir Anadolu Türk ozanıdır. Seyyid Nesimi’nin yaşamıyla ilgili birçok kaynak vardır. Bu kaynaklar Nesimi’yi çeşitli yerlerde göstermektedir­ler. Latifi Tezkiresi onu “Bağdat’ta Nesim nahiyesi’nde tevellüd etmiştir.”[1]diye vermektedir. Yine bir başka kaynak ise ‘Irak halkındandır” demektedir. Tebrizlidir, Diyarbakırlıdır, Nusaybinlidir gibi notlar bu­lunmaktadır. Bu nedenle Nesimi’nin nerede doğduğu bilinmediği  gibi, doğum tarihi konusunda da bir kayıt yoktur.

Seyyid Nesimi şiirlerini Türkçe ile yazmış, Türkçe konuşmuştur. Bir yerde fazla kalamamış, sürekli dolaşmıştır. Anadolu’da başka yer­leri gezerek mensup olduğu tekkenin fikirlerini ve eylemlerini yaymış­tır. Gittiği her bölgede kendine özgü şiirlerini söylemiş, ora insanıyla kaynaşmış, onlardan ayrı birisi olmadığını da göstermiştir.

Seyyid Nesimi için gittiği her yerde, her mekanda kendisi için bir çok şeyler söylenmiştir ki, sanki Nesimi o dönemde onlarla birlikte ya­şamıştır. Örneğin Hacı Bektaş Velayetnamesi’nde de adından söz edi­len Seyyid Mahmut Hayrani ile de ilişki kurduğu, ardından Sultan Sü­ceaddin tekkesinde de bulunduğu, onlarla birlikte çeşitli kerametleri ve­rilmektedir. Sultan Şucaeddin Veli Velayetnamesi’nde Seyit Nesimi adı da böylece geçmektedir. Tebrizli, İranlı, Bağdatlı, Azarbaycanlı gi­bi yakıştırmalar hep Nesimi’nin gezginciliğinden ileri gelmektedir. Nesimi ile ilgili bilinen en çok bilgi ise onun Aleviliğin bir kolu olan Hu­rufilik koluna mensup olduğudur.

     0 toplumunun hem gözü hem kulağı, sesi olmuştur. Yunus Emre gibi tekkeler arası ilişkileri de yürütmekten gezmekten hoşlanmış, bu­nu yaşamının bir parçası sayarak içtenlikle yapmıştır. “Eski kaynaklar Nesimi için şunları söylemektedirler. ” Nesimi nesbi doğru olan yüksek dereceli Seyitlerdendir. iyi tahsil görmüş ve zamanın medreselerinde okutulan bilimleri öğrenmiştir. Tarikat ve meşayih yani şeyhlerinin gi­zemlerine iyi aşinalığı vardır.”[2]derken, Latifi Teskeresi’nde ‘Garip ve acaip bir as, ama, kamil, arif ve nukteden biri, erdemli bir kişidir diye tanımlamaktadır.

Nesimi Fazullah Hurufi’nin halifesi olduktan sonra, onun fikirleri ışığında büyük ve uzun geziler yapmış, Hurufilik düşüncelerini yayma­ğa çalışmıştır. Hurufılik kural dışı kuran yorumu, şeriat ilkelerine açık­ça karşı çıkan, kelimelere dayanan bir gizemciliği ifade etmektedir.

Hurufilik düşüncesinin gelişimine kısaca bir göz atmak, bu düşün­cenin Nesimiyi nasıl etkilediğini daha açıkça görmemizi sağlayacaktır. Hurufilik düşüncesi ilk kez Fazlullah Hurufi tarafından ortaya atılmış, teoriyi geliştiren, toplumsallaştıran Fazlullah’ın öğrencileri bu teoriden dolayı hurufilik adını koymuşlardır. Hurufilik konusunda bazı görüşler şöyledir: “Müslümanlığın inanç, ibadet ve melatını tevil ederek ve İslami esaslara aykırı olarak kurulmuş uydurma bir din.”[3]Türk Ansik­lopedisi Hurufiliği bir din olarak kabul etmektedir. Ancak, Hurufiliğin mezhep ve tarikat hiç olamayacağını da üstüne basarak söylemekte­dir.” Hele mezhep hiç diyemeyiz, çünkü mezhep bir dinin esas inançla­rına bağlı kalmak şartıyla.”[4]demektedir. Yine önemli bir boşluğu dol­durmuş olan cumhuriyet döneminde yayımlanmış önemli Ansiklopedi­lerden birisi olan İslam Ansiklopedisi bu konuda şu bilgileri vermekte­dir “Hurufilik, ya da H.urufiya, Esterabedlı Fazl Allah tarafından 1398 senesinde Horasan’ın Esterabad kasabasında kurulmuş bir tarikattır. Fazl Allah o sene kendisini Allah’ın ve kainatın künh ve hakikatı kendi zatında tecelli eden bir peygamber olarak ilan etmiştir. Bu zata göre, İslam tasavvufunun umumiyetle belirttiği gibi, Allah’ın asıl mahiyeti bir gizli hazine olup, ilk tezahür ve tecellisi kelam şeklinde görülen ilk  illetten ibarettir.”[5]

Hurufiliğin önemli görüşleri şöyledir: Hurufiler alemin sürekli bir devrine ve olayların bu devir esnasında meydana geldiğine inanırlar. Tanrı bir insanın yüzünde ve o insanı temizleyen güzelleştiren bir ke­lamdır. Allahın vahiylerini halka iletmekle görevli peygamberler bir öncekinden daha geniş bilgiye sahiptir. Dolayısıyla Fazlullah da önce­ki peygamberlere gelen her şeyin anlamını çözecek anahtara sahiptir. Namaz, oruç, zekat, kelimeyi şahadet gibi islamın beş koşulunu 28 ya da 32 ye bağlayarak insana yüklerler. Tasavvuf felsefesinin özünde de bulunan insanın özünün tanrıda olduğu, dolayısıyla insanın da bir tanrı olduğu görüşü Hurufilik kuramı içinde de önemli biçimde yer alır.

Nesimi, Hurufi düşüncesini üstadının ölümünden sonra geliştirmiş, Anadolu topraklarında yaymıştır. Fazlullah Hurufi’nin yüksek sesle söyleyemediği düşüncelerini Nesimi şairliğinin verdiği gücü de kata­rak en etkili şekilde dile getirmiştir. Kısa sürede Anadolu ve Asya top­raklarında Nesimi İsmi yükselmiştir.  Nesimiyle birlikte Hurufiliğin kurucusu Fazlullah Hurufi’nin adı gölgede kalmış, kısa süre içerisinde unutulur olmuştur. Nesimi’nin ünü duygularının etkisi ile kolayca halk tarafından anlaşılır olmuştur. Nesimi büyüleyici etkisiyle herkesi çokça etkiliyordu.

Seyyit Nesimi sıradan bir ozan olmayıp, kendisini yetiştirmiş, hat­ta kendisinden önce gelen bütün ozan ve bilginleri incelemiştir. Huru­fi düşüncesini Alevilik düşüncesinin içerisinde eriterek, bu felsefeye çok şeyler kazandırmıştır.

Nesimi hem Mevlana’yı, Yunus’u okumuş hem de onların şiirlerin­de geçen Hallacı Mansur’a büyük bir hayranlık duymuştur. Hallac gibi “Enel Hak” demekten çekinmemiştir.

Yunus ve Mevlana’da varolan bilinci belleğine kazımış, bu fikirleri şiirlerinin derinliklerinde eritmesini bilmiştir. Dilde Türkçe’yi kul­lanmış olmasına karşın Fars Edebiyatı tarzını da sürdürmüş, çoğu kez bu edebiyatın etkisinde kalmaktan kendisini kurtaramamıştır. Nesimi tüm edebi yapıtları okuyup inceler, yorumlarken kuranı yorumlayıp, reformist bir görüş ortaya atmıştır. 0 yüzden de kendisini “zındık” ilan etmekten çekinmeyenler onun aleyhinde propaganda yaymış sultana şikayet etmişlerdir. Bu yüzden Nesimi zaman zaman halkın arasında saklanma gereksinimi duymuştur. Nesimi, diğer üstatlar gibi tanrının insanın içinde olduğunu, insanın tanrıyla bütünlük gösterdiğini kuran ayetlerine dayanarak ispatlamıştır. Kuranı körlemesine yorumlamanın, körlemesine okumanın yararı olamayacağını, onun bilinçli ve yorum­sal bir tavırla okunması gerektiğini sık sık söylemiştir.

Nesimi’nin korkusuzca savunduğu fikirleri yüzünden her yerde aranmış, bulunduğu yerde şeriat hükümleri gereği ortadan kaldırılaca­ğı sıralarda Anadolu topraklarında on yıldan fazla saklanarak fikirleri­ni ödünsüz biçimde Anadolu insanına, Türklere Türkmenlere ve diğer kavimlere anlatmıştır. Ankara Savaşı öncesi Anadolu Alevi Türkmen­leri onu bağrına basmış, kendi görüşlerinden birisi olduğunu, Nesi­mi’nin de bir Alevi büyüğü ve öncüsü olduğunu çabuk benimsemişler­dir. Bazı kaynaklar Ankara Savaşı öncesinde Hacı Bayram Veli ‘nin kendisi ile görüşmek istemediğini söylerlerse de bu pek ispatlanmış bir sav değildir.

Timur belasının Anadolu toprağı üzerinde yaşayan halkları darma­dağın etmesi, bunların ürettiklerine sahip çıkarak gasbetmeleri, Os­manlı Beyliği’nin yeniden Yıldırım Beyazıt oğullarıyla gündeme gel­mesi sonucu Anadolu topraklarını terk etmeye mecbur hissetmiştir ken­dilerini.

Timur’un Anadolu topraklarına saldırısı sonucu birçok Hurufi hali­fesi de bu topraklardan Balkanlar tarafına kaçarken, Nesimi ne yazık ki Halep’e gitmiş, Halep topraklarında ölümün kucağına düşmüştür.

Halep’te de düşüncelerinden taviz vermemiştir. Nesimi, hep zındık­lıkla, sapkınlıkla suçlanmış, ancak onun görüşlerine kimse yanıt ver­memiş, bu bilinçsiz, tavır Halep Müftüsü’nün caniane fetvasıyla derisi yüzülerek, canilerin ödüllendirilmesi yolu seçilmiştir. Halkın gözü önünde derisi yüzülerek ortalığa bırakılan Nesimi yine de düşüncele­rinden ödün vermemiş, yüzülen derisini sırtına örtünerek Halep sokak­larında insanların korkunç bakışları arasında yürümeye devam etmiş­tir. Hatta şöyle bir söylenti kulaktan kulağa yayılarak bugünlere ulaş­mıştır. Nesimi yüzülürken hıncını alamayan fetva müftüsü şöyle demiş “Bunun kanı pistir, bir uzva damlasa o uzvun kesilmesi gerekir. Tam bu sırada Nesimi’nin bir parça kanı katil müftünün şahadet parmağının üstüne sıçramış. Meydanda bulunan halk, “Müftü Efendi fetvanıza göre parmağınızın kesilmesi gerekir.” Bunu duyan Katil Müftü Nesne gerek­mez diyerek parmağındaki kanı yıkayarak ortadan kaldırmıştır. Bunun üzerine Nesimi şöyle seslenmiş

 

Zahida bir parmağın kessen dönüp halktan kaçar

Gör bu miskin aşığı serpa sayarlar ağlamaz

 

İşte inançları uğruna öldürülen insanların görüşleri, inançsız­lıkları ve menfaatleri yüzünden yüreklerini başka zalimlere kiralamış insanlar. Bu insan manzaralarını tarih çok yaşadı.

Nesimi’nin ölüm tarihi olarak 1404 kayda alınmıştır. Nesimi’ nin ölümü ardından Türkmen Alevileri “Mehdi, Gayip Erenleri, tanrıya çe­kildi, gökyüzüne süzüldü, kendisine geldi, kendisiyle bütünleşti derken Halep’in oniki kapısından onikisinde de aynı anda çıktığını söylemişlerdir.

Bu kanlı ölüm onu ölümsüzleştirdi.

Tekkesi ve türbesi derisinin yüzüldüğü yerdedir. Ölüm sonrası se­venleri onu öğretileriyle yaşattılar. Tekkesinde binlerce Nesimi yetişti.

Aşağıya Nesimi’nin bazı şiirlerinden örnek alıyoruz.

 

Yüzün gördüm dedim el-hamdü li’llah

Boyun gördüm okudum kul hüva’llah

 

Müselsel zülfünü gördüm mu’anber

Mukavves kaşların nasrun mina’llalı

 

Karahçı gözlerin yağmalarından

Yine dönüp demen estağfiru’llah

 

Gel imdi’sa’ili sen koyma mahrum

Geliptir kapına birşey’i li’llah

 

Dudağın şerbeti ayn-i şifadır

Sekahüm Rabbühüm mm rahmeti’llah

 

Benim gönlüm sana hayran oluptur

Ne kim cebbar kılar el-hükmü’li’llah

 

Cemalin ka’besine çün iriş din

Dahı ayrılmazam bil ya’lemu’llah

 

Cemalin görmüşüm ayrılmağım yok

Eğer inanmasan va’llahi bi’llah

 

Nesirni kıldısa bir katle tevbe

Nasuhi tevbesi tabu ila’llah

  

Perde içinde çalınır saz

 Kim eder aşk nevazını az

 

Geh neva seyrini kılar uşşa

Büzrüğün nağmesin tutar şehnaz

 

Arif anlar bu nağmenin remzin

 Aşina olmayana vermez raz

 

Sen işit bu niyazı ey talib

Ben bu pinhanı kılmazam enbaz

  

Bezm kurmuş şarab içer

Mahmud Meclis esbabını düzer çü ayaz

 

Sohbet arayişin düzer maşuk

Şive bine kılan itab ile naz

 

Lakin ol Ianenin misali budur

Zerrelerden işitinim ayaz

 

Ki nişan içre bi-nişan benim uş

On sekiz bin cihana can benim uş

 

Her kim sığındı sıdk ile Şah-ı Velayet’e

Ayn-el yakIn erişti tanik-i hidayete.

 

Anlar ki münkir oldular ol Şaha,

şöyle bil Mahııım-i Cennet oldular işbu kinayete.

 

Kenz-i ulum, bahr-i kerem, Şah-i Evliya

 Her bir söz ki söyledi benzer bir ayete.

 

Şah’ın sözünden özgü söz söylemem bana

Zira ki dutmazam kulak ayruk hikayete.

 

Çün padişahım oldurur, eksüklüğüm bilür

Vacib degül ki gayniye vanam şikayete.

 

Ben Can ile gönülden ana kul yazılmışatn

Var asitanesinde ümidim iııayete.

 

Evvel Ali yu evsat ü ahIr dahi

Ali Kafir ola inanmayan uşbu rivayete.

 

Seyyid NESİMİ, Şah’a kul ol tak eydeler:

“Ahsante, Barek-Allah!” o akl ü kifayete.

Ey Hak ehli yakınımış bu haser

Ki bilen ncfsindir ehl-i nazar

 

Özünü kim ki bildi buldu

Hakı Özbmü bilmeyenler oldu şaki

 

Ey Hakı isteyen gel insan ol

Karataş olma lel’l ü mercan ol

 

Gel dilersen saadeti edebi

Tamuyı bil ki niçin oldu yidi

 

Sekiz oldu kapusu uçmağın

Neye dört oldu suyu ırmağın

 

Tubı ağacının nedir yemişi

Hak anı er yarattı yoksa dişi

 

Hur ü gılman neden ibarettir

Huve men hu neye işarettir

 

Kevseri selscbil ma-i main

Makam~t sıtk ile makam-ı emin

 

Ne demektir bana beyan eyle

Bu nihan sırrı gel beyan eyle

 

Ne aseldir ne ma’ü hamr ü leben

ŞoI ki Kuranda Hak dedi ruşen

 

Bunların aslını nedendir bil

Gör ne şeydense olma eğri dil

Bunları bilmeyen ne bilmiş ola

Adı anın evi yıkılmış ola

 

Kim ki bildi b ince esrarı

Koydu ildiu cihan-ı gaddarı

 

Fani oldu özünden oldu Hak

Bildi ki cümle Hak imiş mutlak

 

Aşk ii maşuk u aşık oldu yar

Lcysc fıddarı gayruhu deyyar

 

Kim ki bildi bunlar insandır

Bilmeyen anı bil ki Şeytan’dır

 

Ne bilir değme canacar anı

Hızra sor Hızra ab-ı hayvanı

 

Ey Nesimi sözündür ab-ı Hayat

İçmeyen anı kaldı fizzulümat

Ahmed’e ol kim dedi ben şehpısı

Ol Aliyyü’l-Mürtaza’dır ol imam-ı etkıya

 

Fatıma nakdin senin oldu Hadice mahremın

Bu biri hayru’n nisadır bu biri fahrutn nisa

 

Şeb ü Şebbiri ki yani şah Hasan’la Hüseyin

Ol iki dürreyn-i bahr-ı zat-ı hem ta-yı Hüda

 

Ol vücudeyn-i mutahher mazhareyn-i hüsn ü lütf

Serveran-ı in sera vii ser-fıraz-ı an sera

 

Ol saideyn-i şehidey ol iki şehzadeler

İhtiyar-ı alemeyn ümakbuleyn-i kibnya

 

Ol şeh-i ahsen Hasaıı’dır bu şeh-i hulk-ı Hüseyn

 Ol şehid-i zehr-i aşk u bu şehid-i Kerbela

 

Mefhar-ı alem ve adem şems-i Zeyne’l Abidin

Hem Muhammed Bakır ol Sultan-ı din bedr ü düca

 

Cafer-i Sadık kim oldur pişva-yi ehl-i din ol emin-i

sırrı esma dürr-i derya-yı ata

 

Kazı ol ilm-i ilahinin mekan u madeni

 Hem imam-ı heştuımndır şah A” Musa Rıza

 

Ol Taki vü ba Naki kim Mustafa’nın alidir

Ol imam-ı arifindir şah-ı sultanı tüka

Şah-salar-ı cihandır Askeri hem cümleye bn-i

Hadi pişvamız pişvadır Pişva

 

Mehdi sahib-zamandır kadı-i ins ü melek

Katil-i küffar oldu sahib-i saııcak liva

 

Can u dilden Mustafa vii Mürtaza meddahıyım

 Hem On İki İmamata söylerim meth ü sena

 

GoriA ŞüıTıT ü Yezid ü gon-i Mervan-ı bar

Mustafa’nın hazretine kılmışım ben iltica

 

Hanedan-ı Mustafa’yı sevme3’en mel’unlara

Okurum bi-hadd ü gaye ana lanet daima

 

Ya ilaha Murtaza’nın Mustafa’nın hakkı’çin

Ver muradım kama irgür hacetim kılgıl reva

 

Ey Nesimi haşr ü neşrin cami isen camii

Evliyanın sırrı sensin zevliya yU enbiya

 

Kim ki işitti bu On İki İmam’ın vasfını

Rahmet ana kim kıla ruh-ı Nesimi’ye du

      

Gözün aç gör kim ey talib Ali’dir her kan-ı server

Muhammed aşk ile derya Alidir kıymeti gevher

 

Muhammed ilme kan oldu Ali nutk-t beyan oldu

Ana her sır ayan oldu Ali’dir hace-i Kanber

 

Ali’dir cümlenin canı Muhammed’dir

Ali kanı Hakikattir Ali şanı Alidir yar-i peygamber

 

H~zaran türlü cümbüşler Ali emri ile işler

 Varır yazlar gelir kışlar Ali’dir cisme canperver

 

Ne bilsin cahil ü nadan Muhammed ya

Ali kimdir Muhammed server-i dindir

Alidir cümleye rehber

 

Ali evvel Ali ahir Ali zahir Ali batın

Ali şems-i münevverdir Alidir nur ile enver

 

Ali’dir herşey için can Ali’dir yar ile mihmen

Ali rahim Ali rahman ali’dir cümleye can

 

Ali vahid Ali ehad Ali ferd ü Ali samed

Ali’dir cümleye rehmet Ali’dir şafii Mahşer

 

Ali sultan ali sübhan Ali cennet ali Rıdvan

Ali dindir ali imalı Eli sakı-i Kevser

  

Ali’dir ol veliyullah Ali’dir mazhar-ı Allah

Ali nurundan eyvallah münevverdir yedi kişver

Ali’dir Haydar-ı Kerrar aldı kala-i Hayber

Ali’dir katil-i ktiffar Ali’dir mir-i leşker

 

Nesimitnin dil ü yanı münevverdir Ali nuru

Ali vala Ali a’la Ali’dir server-i safder

 

Her neye bakar isen anda sen Allah’ı gör

Kancaru kim azm kılsan Semme Veçhullah’ı gör

 

Bu ikilik perde geç hicabı ref’kıl

Gel bu birlik revzeninden bak bu sırru’llahı gör

 

Geç enaniyyet sözünden gönlünü virane kıl

Kim neçe tizcek bulursaıı küntü kenztıllahı gör

Hacc-ı ekber kılmak istersen gel ey sahid beri

 Aşıkın kalbi içinde sen bu beytullahı gör

 

Can gözüyle baktın ise kainatın aynına

 Andan özge nesne var mı hasbeten lillahı gör

 

Münkir-i rü’yet değilsen suret-i Hak göıınege

 Baktığınca her nazarda ayn-ı zatullahı gör

 

Levh-i ihlas eyledinse gönlünü ey mütteki

Kürs-i rahmana ağdın uşta Arşullahı gör

 

Ölmeden nefs öldürürsen cismine olur necat

Nefs-i Ruhi- Kudüs’ten mahz-ı RuhuilahI gör

 

İlm-i Hikmet’ten bilirsen gel beri gel ey hakim

Sen Nesimi mantıkından dinle Fazullah’ı gör

 

Ytİzün bedri cihanın danesidir

Yer ü gök ayla gün pervanesidir

 

Cihan u dih ü dil zülfüne canın

Eger layık düşen şükratıesidir

 

Yüzündür Ayetü-l-kürsü anınçün

Kelemullah muharrem hanesidir

 

Saçın zincirine düştü bu gönlüm

Müselsel ztilfünün divanesidir

 

Kaşınla kirpiğin zülfünle halin

Harami gözlerin mestanesidir

 

Tutuşmuş aşk odu can sordu cisme

Bu derdi kimse bilmez yanasıdır

 

Yüzündü abidolmuştur Nesimi

Nesimi’nin bu gün cananesidir.   

 


[1] Latifi Tezkeresi, Seyit Nesimi Bölümü

[2] KAYGUSUZ, İsmail : Alevilik, İnanç, Kültür,Siyaset Tarihi ve Uluları s.284

[3] Türk Ansiklopedisi, MEB Yayınları c.19. s.390, yıl 1971

[4] age.s.391

[5] İslam Ansiklopedisi c.5.s.598

YORUMLAR (0)
Ad Soyad * Güvenlik *
Diğer Makaleleri
Balkanlarda Bektaşilik

Gülağ ÖZ 10 Nisan 2017 01:01

Balkanlarda Bektaşilik

Balkan coğrafyası Osmanlı açısından nasıl önemliyse bugüne baktığımızda Alevi Bektaşilik açısından önemi ve etkisi görülmektedir.

SEYYİT BATTAL GAZİ

Gülağ ÖZ 22 Mart 2017 00:00

SEYYİT BATTAL GAZİ

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Gülağ ÖZ 07 Ocak 2017 01:01

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Asırlardır dünyamızı aydınlatan,insanımızın usundan çıkmayan Ahmet Yesevi; bugün Anadolu Türkünün içinde yaşayan bir bilge kişidir.

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

Gülağ ÖZ 05 Ocak 2017 00:00

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

DÜŞKÜNLÜK

Gülağ ÖZ 28 Mart 2012 00:00

DÜŞKÜNLÜK

ALEVİ AYDINI OLMAK

Ali YILDIRIM 29 Şubat 2012 00:00

ALEVİ AYDINI OLMAK

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK  ZİYARET  YERLERİ VE OCAKLAR

Gülağ ÖZ 25 Şubat 2012 00:00

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK ZİYARET YERLERİ VE OCAKLAR

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Düğün değil bayram değil...

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Düğün değil bayram değil...

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri