Hüseyin Gazi Derneği ve Vakfı
Hüseyin Gazi binse gelse atına İnan olmaz çarkı felek zatına
Hz. Ali Hacı Bektaş-ı Veli Atatürk
Şeyh Edebali

Bu içerik 10 Aralık 2011 00:00 tarihinde eklendi ve 11.697 kez gösterildi

Makaleler Anasayfa | Gülağ ÖZ | Ali YILDIRIM |

EDEBALİ

Edebali denilince hemen Osmanlı Devleti’nin kuruluşu akla gel­mektedir. Onun adı Türk toplumunda başlara gitmektedir. Edebali gi­bi bir Anadolu Piri’ni hemen hemen Anadolu topraklarında yaşayan, biraz da tarihle ilgilenen herkes bilmektedir. Baba İlyas müritlerin­dendir. Hacı Bektaş ve diğer Anadolu Erenleri ile yakın ilişki içinde bulunmuştur.Türk kültürünü ve Türkçe yi korumak için ve Anadolu in­sanı kendi gelenek ve görenekleri doğrultusunda ve yeni tasavvuf felsefesi eğitiminden geçirmeyi ilke edinmiş pirlerden birisi olarak ta­nınır.

Selçuklu Devleti’nin yıkılmaya yüz tuttuğu bir dönemde büyük umarlar harcayarak, Türk toplumunu bir ulus. bilinciyle toparlamak ve onları bir devlet çatısı altında tutmayı başarmak için Osmanlı beyliği­nin hem kurulmasında yer almış, hem de bu yeni oluşumun sorumlulu­ğunu üstlenmiş, danışmanlığını yapmıştır.

1326 da öldüğü bilinen bu Anadolu Ereni’nin diğer arkadaşları gi­bi, doğum tarihi de karanlıktır. Ancak Karaman’da doğduğu çeşitli kaynaklarda bildirilir. Edebali, okumuş ve Horasan okulundan gelen bir ailenin çocuğudur. Kendisi de Anadolu’da bulunduğu sürece oku­mayı, kendisini geliştirmeyi bir görev olarak bilmiştir. İlk derslerini bir Hanefi fıkıhçısı olan Necmeddin ez-Zahidi’nin yanında almıştır. Ar­dından Dimaşalı’da dönemin tanınmış tasavvufçularından öğrenim görmüş, Dimaşah’dan Anadolu’ya dönünce tasavvuf düşüncesine bü­yük bir ilgiyle sarılmıştır. Önceleri zaviyesini Eskişehir’e kurmuş olan Edebali daha sonra Ertuğrul ailesiyle tanıştıktan sonra Bilecik’e yerle­şerek orada öğrencileri ve müritleri ile tekke yaşamına devam etmiş­tir.

Kaynaklar her ne kadar Edebali ile ilgili değiştirici bilgiler vermiş olsalar da sonuçta yollar aynı yere çıkmaktadır. Kimi kaynaklar bu bü­yük Şeyh’i, Baba İlyas’ın halifesi gibi gösterirken, kimi kaynaklar da onu bir Ahi Şeyhi olarak noktalamaktadır. Sonuçta her iki yol da aynı yere çıkar. Ali yandaşlığı ve Alevilik. Bu konuda İrene Melikoff Aşık paşa’ya dayanarak:şu bilgileri veriyor “Baba İlyas’Aşıkpaşa ‘nın da büyük atası idi. Bu metin, Hacı Bektaş‘ı Baba İlyas ‘in ,müritleri arasında saymaktı, aynı şekilde, Osman Gazi’nin kayın babası Ede Bali de, Suluca Kara öyük’e çekilen Hacı Bektaş’ın yakın çevresi içinde anılamaktır. “[1] Adı geçen yazar araştırmalarında yine Konya Mevlana Müzesi kitaplığında bulunan Aşıkpaşazade’nin büyükbabası tarihçi Elvan Çelebi tarafından yazılan Menkibe Name-i Baba İlyas Horasani adli kitabından söz etmekte ve bu yazma eserin Mehmet Önder ve Ah­met Yaşar Ocak tarafından da değerlendirildiğini bildirdikten sonra şunları söylüyor: “Hacı Bektaş ‘ın çevresinde, ilk Osmanlı Sultanı Os­man Gazi ‘nin kayın babası Şeyh Ede Bali ve Karaman hanedanının ku­rucusu Nure Sufi Bulunmaktaydı “[2]

Edebali’nin Ebul Vefa Horasni’nin bir mensubu olduğunu Katip Çelebi “Vefaiyye tarikatına mensup Edeb Ali” diye vermektedir.”[3]

Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda büyük emeği geçen Alevi pirleri gibi Edebali de her nedense gözlerden uzak tutularak Sünnileştirilmek istenmektedir. Ancak kaynakların incelendiğinde onun bir Alevi piri olduğu her noktada ortaya konmaktadır.Zaten ilk Osmanlı Devleti’nde ki dinsel hoşgörü ve hümanist yapı bu pirlerin öncülüğünde kurulmuştu.

Edebali’nin tekkesi de diğer Anadolu Erenleri ile ilişki içerisinde olup, her türlü gereksinimleri ve felsefi dünya görüşüyle de aynı telden çalmaktadır. Edebali’nin tekkesinde bulunan ilim ve bilim Anadolu içlerine kadar yayıldığı gibi, Anadolu toprakları dışına da taşmaktadır. Edebali’nin zaviyesi ile ilgili bilgileri Aşıkpaşaoğlu şöyle aktarmakta­dır. “Aziz bir Şeyh vardı. Hayli kerameti gözükmüştü. Bütün halkın ona inancı vardı. Adı dervişti ama dervişlik içinde ve gönlündeydi. Dünyalığı, nimeti, davarı çoktu. Misafirhanesi hiç bir zaman boş kalmazdı.

Osman Gazi de zaman zaman gelip bu dervişe konuk olurdu.”[4]

Günün tanıkları ve gezgincileri de Şeyh’in tekkesinin ne derece zengin ve büyük olduğunu söylemektedir. Bu tür dervişlere ve şeyhle­re halkına hizmetler yapma karşılığı olarak verilen araziler ve alınma­yan vergiler toplanarak Anadolu Türkmenlerine ve yabancı konuklara, yolculara, kervancılara hizmet olarak aktarılıyordu. Dervişler aynı za­manda devletin yetemediği hizmetlerde hazır bulunmaktaydılar. Ana­dolu toprakları üzerine öylesine serpiştirilmiş olan tekkeler bir yolcu­nun, ticaret yapan tüccarın yolculuk sırasında nerede nasıl konaklaya­cak, konakladığı yerde hangi tekke var, ne gibi hizmetler yapar, bütün bunlar Anadolu Erenleri’nce ortaklaşa planlanmış, programlanmış, sa­vaşta kazandıkları yerlerde kendilerine ayrılan miktarlar tarafından oluşturulmuş olan gelirlerle yapılmaktaydı. Bu tür tekke ve zaviyelere de günlük olarak pişirilen yemekler hem fakir insanlara veriliyor, hem de konuklara hizmet olarak sunuluyordu. Bu durum Hacı Bektaş Tek­kesi’nde de bulunan kara kazanların ne amaçla kullanıldığı esasına daya­nıyordu. Bu tür buluşlar Anadolu Aleviliğinin oluşumunda yeni deney­lerdi.

İlk Anadolu Erenleri hem Selçuklu, hem de Osmanlı devletinin ilk yıl­larında o ülkenin birer yöneticisi gibi sorumlu davranıyor, aynı sorum­luluk içerisinde de görevlerini yerine getiriyorlardı. Örneğin Osmanlı Devleti’nin oluşumunda Osman Gazi’ye kızını vererek kayınbabası olan Edebali, Osmanlı Devleti’nin hem ilk kadısı (hakimi) hem de baş danışman pozisyonundadır.

Ertuğrul Gazi’nin. oğlu Osman Gazi, Anadolu topraklarına geldik­lerinde Müslümanlıkla pek ilgileri yoktu. Öğrenmeleri gerekli tüm bil­gileri ve Kuran  Hz. Muhammed hakkında ne öğrendilerse Edebali tekkesinde öğrenmişlerdir. Bu bilgileri yine Aşıkpaşaoğlu’ndan aktara­lım. “ Osman Gazi bir gün bir rüya görür ve rüyasında Edebali’nin koy­nundan doğan ay, doğruca Osman’ın koynuna girer. Bu ay görüntüsü rüya Osman’ı rahatsız eder. Bir gün Şeyh’in tekkesini ziyaret etmeye karar verir “Osman Gazi uykudan uyandı. Gördü geldi, Şeyh ‘e haber verdi. Bunun üzerine Şeyh der ki, Oğul Osman sana müjde olsun’ ki, hak Taala sana ve nesline padişahlık verdi.”[5]

Yine Edebali tekkesinde Kuran okurken,kendisine konuk olan Ertuğrul ne okuduğunu sorar,arkasından söylenenleri tekrar eder hoşuna gitmiştir. Edebali zaman zaman Kuran’dan ayetler okuyarak, Er­tuğrul Gazi ve Osman’a örnekler göstermiştir. Her zaman Edebali’den bilgi alıp, yararlanan Osman Gazi Şeyh’in kızı Mal Hatun’a aşık ol­muştur. İki yıl Osman Mal Hatun’u şeyhinden alamaz. Üçüncü yıl Şeyh “Benim kızım Mal Hatun senin helalin oldu” diyerek Osman Ga­zi’ye kızını vermiştir.

İşte bu süreçte küçücük bir beylik olan Osmanlı Beyliği’ne destek veren Anadolu Erenleri olan Alevi pirleri, bu beyliği kısa sürede bü­yütüp, bir devlet kuracak duruma getirmişlerdir Ancak bu yeni devlet içinde çeşitli bölgelerde bulunan Erenler’in tekkeleri salt Osmanlı Beyliği’nin güçlenip, gelişmesinde, devlet olmasında, yeni yasalarını, yeni ordusunu (Yeniçeri) kurmasında, okullarını, yollarını, köprülerini kurmasında destek ve yardımcı olmuşlardır. Hacı Bektaşlar, Sarı Sal­tuklar, Abdal Musalar, Geyikli Babalar.ve niceleri Osmanlı Devletinin kuruluş süreçlerinde hem bilginleri, yöneticileri, öğretmenleri hem de savaşçıları olmuşlardır. Taa ki, ne zaman Alevi inancının ve Ale­vi’nin toplumsal yaşamının Osmanlı devlet erkanına ve feodal toprak beylerine ters gelmeye başlamasıyla bu ilişkiler tersine dönmüştür.

 15. yy.’ın ortalarından başlayarak Aleviler Osmanlı devlet ilişkileri kopmaya başlamıştır. Bu tarihten sonra  Aleviler Osmanlı Devleti’nce düşman olarak görülmeye başlanmıştır.

Çünkü Alevilerin yaşamında insanın özü vardır, insan vardır, in­sanda da tanrının görüntüsü vardır. 0 nedenle insan kutsaldır. Ayrıca bu felsefede toplumsallık vardır, paylaşım vardır, kişi haklanın korun­ması vardır, yetmiş iki milleti bir görme vardır, dinlere aynı nazarda bakmak vardır. İşte bu görüşler elbette bir devlet içerisindeki bazı ke­simlerin çıkarlarıyla çelişecektir. Devlet yöneticilerine de sıcak gelme­yen bu felsefe ortadan kaldırılmalıdır denecektir.

“Şeyh Edebali’nin Babai çevresine bağlı oluşu ve Hacı Bektaş ile bağlantıları, Bektaşi tarikatı ve ilk Osmanlılar arasındaki ilişkilerin incelenişinde mühim öğelerdir. X1V. yy. da başlayarak, bilhassa adı Yeniçerilerin piri olduktan sonra Hacı Bektaş ‘in ulaştığı ehemiyete yol  açan da şüphesiz onların korumaları olmuştur” İlk Osmanlıların ilgisi dolayısıyladır  ki, Bektaşi tarikatı imparatorluk içindeki üstün yerini almış ve üst derece bir halk tarikatı olarak benimsenmiştir.”[6]

 

EDEBALİ’DEN ALINAN SÖZLER

Tevazu, zenginlere karşı kibirli, yoksullara karşı. alçak gönüllü ol­maktır.

Toprağa bağlanın, suyu israf etmeyiniz, mirasınızın sağlam kal­masına dikkat ediniz.

Veriniz, elleriniz yumuk (kapalı) kalmasın.

İlim-sahiplerini koruyunuz, Ağaç dikiniz.

Ödünç aldığınızı fazlası ile iade ediniz.

Bağınızı, bahçenizi viran bırakmayınız.

Bildiklerini öğretenler unutmazlar.

Asıl ölüm, ilimden payını almıyanlarındır.

Faydalı ile faydasızı bilenler bilgi sahipleridir.

Varlıklıya karşı onurunu koruyup, mazlumlara karşı hoşgörülü, alçak gönüllü olmak. -

Cömert olmak, eli kapalı tutmak.

Ağaç dikin, çünkü ağaç medeniyetin temelidir.

Ödünç alınan bir mal, para, emtia geri verilecektir.

Bağ, bahçe, ev, bark viran bırakılmayacaktır. Çünkü gidemediğin yer senin değildir. -

Kişi, bildiğini öğretecektir.

İlimden payını almamış olanlar, kendilerini ölmüş bilsinler; fay­dalı,ile faydasızı  ayırmak için bilim sahibi olmak gerektir.

 

Bak Oğul!

Beni kır, Şeyh Edebali ‘yi kırma.

0 bizim boyumuzun ışığıdır.

Terazisi dirhem şaşmaz,

bana karşı gel, ona karşı gelme.

Bana karşı gelirsen üzülür incinirim,

ona karşı gelirsen, gözlerim sana bakmaz,

baksa da görmez olur.

Sözümüz Edebali için değil, senceğiz içindir,

bu dediklerimi vasiyetimi say

 

Ertuğrul Gazi

ŞEYH EDEBALİ’NİN SULTAN OSMAN’A VASİYETİ

Ey oğul, beysin

Bundan sonra öfke bize, uysallık sana

Güceniklik bize, gönül almak sana.

Suçlamak bize, katlanmak sana.

Acizlik bize, yanılğı bize, hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar,

Anlaşmazlıklar bize, adalet sana

Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlamak sana. Ey oğul,

Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana.

Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.

Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma!

insanı yaşat ki, devlet yaşasın.

Ey oğul,

İşin ağır, işin Çetin, gücün kılıca bağlı.

Allah yardımcın olsun.


[1] MELİKOF, İrene; Uyur İken Uyardılar s.24

[2]  age. S.107 Aktarma ; Mevlana Müzesi MS. No: 4937

[3] Katip Çelebi,  vr.43b Terceme-i Menakıb-ı Arifin vr2 a-b

[4] ATSIZ, Nihal, Aşıkpaşaoğlu Tarihi s.16

[5] age.s.16

[6] MELİKOF, İrene; Uyur idik Uyardılar s.208

YORUMLAR (0)
Ad Soyad * Güvenlik *
Diğer Makaleleri
Balkanlarda Bektaşilik

Gülağ ÖZ 10 Nisan 2017 01:01

Balkanlarda Bektaşilik

Balkan coğrafyası Osmanlı açısından nasıl önemliyse bugüne baktığımızda Alevi Bektaşilik açısından önemi ve etkisi görülmektedir.

SEYYİT BATTAL GAZİ

Gülağ ÖZ 22 Mart 2017 00:00

SEYYİT BATTAL GAZİ

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Gülağ ÖZ 07 Ocak 2017 01:01

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Asırlardır dünyamızı aydınlatan,insanımızın usundan çıkmayan Ahmet Yesevi; bugün Anadolu Türkünün içinde yaşayan bir bilge kişidir.

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

Gülağ ÖZ 05 Ocak 2017 00:00

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

DÜŞKÜNLÜK

Gülağ ÖZ 28 Mart 2012 00:00

DÜŞKÜNLÜK

ALEVİ AYDINI OLMAK

Ali YILDIRIM 29 Şubat 2012 00:00

ALEVİ AYDINI OLMAK

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK  ZİYARET  YERLERİ VE OCAKLAR

Gülağ ÖZ 25 Şubat 2012 00:00

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK ZİYARET YERLERİ VE OCAKLAR

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Düğün değil bayram değil...

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Düğün değil bayram değil...

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri