Hüseyin Gazi Derneği ve Vakfı
Hüseyin Gazi binse gelse atına İnan olmaz çarkı felek zatına
Hz. Ali Hacı Bektaş-ı Veli Atatürk
Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

Bu içerik 05 Ocak 2017 00:00 tarihinde eklendi ve 7.043 kez gösterildi

Makaleler Anasayfa | Gülağ ÖZ | Ali YILDIRIM |

                                           EN BÜYÜK ALEVİ KATLİAMCISI BİR PADİŞAH

                                                        4.MURAT

Gülağ Öz

            Sultan 1. Ahmet'in oğlu, Kösem Sultan (Mahpeyker) dan doğma. 11 Yaşında padişah olmuş. Aağabeyi Osman'ın 2 yıllık iktidarından sonra boğularak öldürülmesi onda derin izler bırakmış, hep öldürülme korkusu içinde yaşamış, derin psikolojik buhran içerisinde büyümüştür.

            4. Murat'ın tahta çıktığında (1623) 4 kardeşi vardır. Ağabey Genç Osman ,Kasım ve İbrahim Murat'la birlikte Kösem sultan'ın oğulları olup, Bayazıt ve Süleyman anadan ayrı babadan bir üvey kardeşleridir. Amcası 1.Deli Mustafa'nın iktidar olmasıyla birlikte beş kardeş  oda hapsine tabi tutulmuşlar ve hep ölüm korkusuyla yaşamışlardır. Haremde dönen dolaplar, entrikalar, cinayetler hep bu şehzadelerin gözü önünde yaşanmış olup, korku; padişah olacaklar ve öldürüleceklerin ruhlarına kazınmış ve ruhen hepsi de hasta olarak yaşamışlardır.

            4. Murat'ın padişah olması anası Kösem Sultan'ın entrikaları sonucu olmuştur. 1.Ahmet'in büyük oğlu Osman iki yıllık bir padişah tahtında oturması ve yapmak istediği yenilikler ve vergi sistemi  başta Yeniçeriler olmak üzere bazı varlık sahiplerini rahatsız etmiş olup, onu tahtan indirmek için bütün yollar denenmiş, sonuçta saraydan alınarak kardeşlerinin gözü önünde,saray halkının  çığlıkları arasında Yedikule zindanına atılmış ve orada akıl almaz işkencelerle katledilmiştir. İşte bunlar gelecekte padişah olacaklarda derin bir kin, nefret ve acımasızlık duygusu yaratmıştır.

            Bu duygularla 11 yaşında tahta çıkan Murat uzun yıllar annesi Kösem Sultan'ın denetiminde padişahlık yapmıştır. Bu süre içerisinde devletin tüm işlerini içeride ve dışarıda Kösem Sultan idare etmiştir. Kösem''in entrika ve katliamları  devletin her kademesinde hiissedilmiştir.

            4. Murat'ın padişahlığını  iki dönem olarak değerlendirmek gerekiyor.

            Birinci dönemi çocukluk yaşında (11 yaş) Annesi Mahpeyker (Kösem Sultan) denetim  ve yönetiminde Osmanlı devletini yönetmesi. Bu tarih 1623. Bu süre içerisinde pısırık, bir şey bilmeyen ve tüm devlet işlerini Kösem Sultan'ın denetiminde yürütmesidir. Bu dönemlerde fazla devlet işlerine karışmazken Kösem sultan tüm vezirleri ve veziriazamı ataması, türlü cinayetlerin yapılması padişahı güçsüz ve sessiz bir duruma sokmuştur. Çocuğu olmayan Murat için annesi sarayda ve dışarıda ne kadar güzel cariye varsa murat'ın koynuna sokmuştu. " Sarayı dolduran binlerce Hıristiyan cariye arasından en körpe en çekici güzelleri tek tek seçip gece ve gündüz oğlunun koynun koyuyor, şarap kadehini ve afyon çubuğunu yine kendi elleriyle Murat'ın eline tutuşturuyordu. Murat annesine minnet  ve içtenlikle bakıyordu."[1]

            Bununla da kalmayan Kösem oğlunun elinden tutup  divana kadar götürüyor. Divanda alınan kararlar konusunda da  Kösem söz sahibiydi. Tüm atamalarda Kösemin sözü geçmekteydi. Bu dönemlerde Osmanlı devleti artık bir kadın tarafından yönetilmektedir. Bunu bilen yabancılar görüşmeleri Kösem Sultan'la yapmaktaydı. Bunlarla kalmayan kösem büyük rüşvetler alarak atamaları geçekleştirmekteydi.

            Padişahın birden bire kendini tanımaya başlaması ikinci dönemi de başlatmış, daha farklı bir söylemle hükümdar olmaya doğru itmiştir. padişahlığının 12. yılında devletin iplerini iyice eline almıştı. Yaşı ilerledikçe, tecrübe kazanan Murat Kösem'i devlet işlerinden uzaklaştırıp sürgün ederek eski saraya göndermiştir.

            Sultan Murat yaradılışı itibariyle fiziki yapısı, hırçınlığı ve kendisinde olan sporculuğu, adaletsizlik duygusu, acımasızlığı birden bire ortaya çıkmaya başlamıştır. Yeniçerileri ağabeyi Sultan Osman'ı adeta parçalayarak ölüme götürmeleri ve Yedikule zindanında vahşice öldürülmesi Murat üzerinde korkunç bir durum yaratmıştır.

            4. Sultan Murat'ın ikinci dönemi yani 20 yaşına bastığında birden bire büyük bir değişiklik geçirmiştir. Ağır halter  kaldırışı, ikiyüz  kiloluk gürzü tek eliyle kaldırması meşhurdur. Murat artık dedeleri Fatih, Yavuz ve Kanuni gibi olmayı düşlemesi, onların gücüne erişmesi onu kamçılıyordu. Bu durum  içtiği afyon ve şarabın kendisine verdiği ölçüsüz davranışlara sevk ediyordu.

            Osmanlı devletinin elinden çıkmış olan Bağdat'ı kazanma tutkusu onda büyük bir travma yaratmıştı. Bu sırada onunda ne kadar vezir ve devlet yöneticisi varsa kelleleri gidiyordu. Onu kamçılayan yüreklendiren devlet adamları üst yönetimlere getiriliyordu.

            İlk Bağdat seferi hazırlıkları sırasında iki öz kardeşini boğdurarak sefere çıkıyordu. Bunda yetenekleri ve eğitimiyle halkın da sevgisini kazanmış olan Kasım ve diğer kardeşini kendisi  seferdeyken tahta geçeceği korkusuydu. Bağdat seferinin sarhoşluğu onu iyice zalimleştirmekteydi. Daha İstanbul'a dönmeden diğer üvey kardeşlerinin yok edilmesini buyurdu vezirlerine. Gerekçe ise halkın bu zafer sevinciyle bu öldürülme işlerine tanık olmamaları gösteriliyordu.

            Murat'ın çocuğunun olmaması Kösem sultanı kaygılandırmış ve yeni cariyeler göndermesi,aynı zamanda erkek çocuğunun olamayacağı korkusuyla Şehzade İbrahim''in saklanması ve ölü gösterilmesi yine Kösem'ce planlanmıştı.

            Şaraba düşkünlüğüyle bilinen 4. Murat, halktan birisi ve nükteleriyle herkesi bağlayan Bekri Mustafa'ya karşı hoşgörülü  davranması tek örnektir. Bekri Mustafa onun tek içki arkadaşıdır.

            Murat bir süre sonra içkiyi de yasaklayarak, halka karşı acımasız davranışlara girdi. Tüm ülkede bulunan kahvehaneleri kapatarak, nerede içki ve tütün içen varsa onlara ölüme varan işkenceler uygulattı. Bu anlamda çıkarttığı içki ve tütün yasağı öylesine acımasız uygulanıyordu ki Anadolu'nun her yerinde zaptiyeler adeta ölüm saçıyordu. Hükümdar her gece hem de sarhoş olarak İstanbul'un sokaklarında tebdili kıyafetle içki içenlerin peşindeydi. Bu dolaşmalarında, içki arkadaşı Bekri Mustafa'yı da bu özel operasyonlara götürüyordu." Her an her yerde yasağa uymayanların kafası kesilecektir. Meyhaneler ve de tüm kahveha­neler yıkılıp yok edilecektir. Yıkılmayan meyhane ve kahvehaneler içindekilere mezar olacaktır. Duyduk, duymadık demeyin ey ehâli Olacakları eyi belleyin, haa!.. diye sokkaklarda tellallar bağırıyordu.

Zaptiyeler bir yandan; giysi değiştirip halktan biri gibi başkent: mahallelerini sokak sokak dolaşan Dördüncü Murat bir yandan, her yanı tarıyorlar; evlerin, dükkânların, izbe kuytuların kapı, duvar ve pencere altlarını «İçki, tütün, kahve» kokusu alabilmek için havayı içlerine çekip kokluyorlardı.

Tütün, şarap ya da kahve kokusu duydukları her neresi olursa olsun kapıdan, bacadan, pencerelerden içeri dalıp «pala, gürz, kılıç ve hançerlerle her yeri kan gölüne çevirip «Ölüm» yağdırıyorlardı.

Bu, ölüm kasırgası yalnız başkent İstanbul’da değil, ülkenin dört bir köşesinde esiyordu. Yabancı soy kökenli Beylerbeylerine. Sancak beylerine, Derebeylerine, Subaşılarına, Öztürklerin kıyımı için, yeni bir öç alma fırsatı çıkmıştı."[2]

Murat içki,tütün dışında iyi bir Alevi avcısıydı. Nereden bu anlamda bir şikayet gelse hemen harekete geçiliyor, onca kan akıtılıyor, ocaklar söndürülüyordu. Buna Anadolu'dan bir örnek tarihçi  Naima vermektedir.

            Zalim ve acımasız bir padişah olan IV. Murat’ın birçok Alevi kırımı içinde olduğu bilinmektedir. Bunların önemlilerinden birisi de Sakarya Şeyhi Ahmet Dede ile ilgilidir.    Sakarya kenarında sakin bir hayat süren Ahmet Dede’nin tekkesinde meydana gelen olaydır. Ahmet dedenin halka yakınlığı,adaleti, paylaşımı, yoksullara yardım etmesi onun çevresinin kısa sürede büyümesine neden olmuştu. Çevresinde oluşan ilgi giderek artmaktaydı. Bu durum  yöneticilerini korkutmuş olup, Eskişehir Kadısı korkusundan bu çoğalmayı padişaha jurnallemişti.  Padişah bu ocağın hemen söndürülmesi için en güvendiği adamlarından Anadolu Beyler beyi Vardar Ali Paşa’yı 8 bin silahlı askeriyle birlikte Şeyh’in üzerine gönderir. Fakat bu baskını haber alan Şeyhin adamları bir saldırı ile olaya karşı koyarlar. Beylerbeyi bu savaşta yenilir.

            Ardından olaya çok sinirlenen padişah, yeniden Şeyh’in eski müritlerinden Osman Ağa’ya Şeyh’ini  yok etme görevi verir. Osman Ağa, Rumeli kökenli beş bin askerle birlikte olayın içine karışır. Şeyh’e yeniden mürit olmak istediğini, yaptıklarından pişmanlık duyduğunu söyler, Ahmet Dede inanır. Ancak ani bir gece baskınıyla birlikte Şeyh ve adamları yakalanırlar. “Sakarya Şeyhi 12 adamıyla birlikte Konya Ovasındaki Padişah IV. Murat’a götürüldü. 12 adamı Şeyh’in önünde Padişah fermanıyla işkence edilerek öldürüldü. Sakarya Şeyhi’nin ise tüm kemikleri kırıldı ve derisi yüzülerek öldürüldü. Şeyh Ahmet’in bu işkenceye karşı direnç göstermesi ünlüdür. Kendisini yüzen cellat Kara Ali’ye “Acele etme... zevkini alayım” diyerek boyun eğmeyeceğini işkenceyi önemsemediğini belirtmesi izleyenleri hayrete düşürmüştü. Büyük bir direnç ve inanç örneği ortaya koymuştu. Onun direnci padişahı bile şaşırtmıştı”[3]

            Bununla tatmin olmayan 4. Murat şeyhe bağlı bulunan 40 kadar Alevi köyünü  temellerinden ateşe vererek insanları ve mallarıyla bitlikte ortadan kaldırmıştır.[4]

            4. Murat'in en büyük düşü büyük dedeleri gibi dünya hakimiyeti kurmak, savaşarak bütün orta doğuyu Osmanlı topraklarına katmaktı. Hatta bu konuda dedelerinden Yavuz Selim'i örnek alıp ciddi bir Alevi temizliği yaparak Tebriz ve Revan' ı almaktı. Bunun için gözü pekliği, acımasızlığı, hırçınlığıyla hareket ediyordu.

            Bir padişahın 28 yıllık ömrünün on beş yılını sürekli zalimliklere ayırması, gelecekte neler yapabileceğinin de işaretiydi. Ne yazık ki ömrü çok fazla ileri gitmesine izin vermedi.

"4. Murad Hân’ın faaliyetini değerlendiren tarihçiler, onun Osmanlı tarihinde ne kendinden önce ne de kendinden sonra görülmemiş bir sertlikle devleti yönettiğini ifade ederler. Za­manında çok insanın öldüğü bilinmektedir. Anarşiyi ezdiği, huzuru getirdiği fikrinde ittifak eden kaynaklar, buna paralel olarak kurunun yanında yaşın da yandığını, şiddetten dolayı birçok masumun öldürüldüğünü kaydederler. Terörün çok va­him bir hâl aldığı göz önünde tutulursa, padişahın bu uğurda kıydığı binlerce cana kimsenin acımadığı anlaşılmaktadır.Bununla birlikte onun dahi bir padişah  olarak 1640 yılında genç bir yaşta (28), damla hastalığından öldüğüdür"[5]

Tebriz Seferinde kazandığı zafer şarhoşluğunu  yazar şöyle anlatıyor.

"Murad'ın kardeşlerinden sağ olanlar Bayezid, Kasım ve İbrahim adlarındaki Şehzadelerdi. Bayezid ve Süleyman'ın anneleri ayrı idi. Kasım ise padişahın ana bir, baba bir öz kardeşleriydi.

Zorbaların sarayı basıp, zorla Divân istediklri tarihte, ayaklanmacı yeniçeriler bu Şehzadelerin sağ bırakılacakları yolunda padişahtan güvence istemişler güvenceyi vermek zorunda kalmıştı. IV. Murat bu olayı bir türlü unutamadı. Aklı fikri, bir fırsatını, uygun bir zamanını zemini bulup üvey kardeşlerini ortadan kaldırtmaktaydı.

1635 yılı Ağustos'unda Erivan'da kazandığı zaferin İstanbul'da coşkuyla karşılanacağını hesaplayan bunu kardeşlerinin öldürülmesi için uygun bir fırsat olarak gördü.

26 Ağustos 1635'te bir Pazar günü İstanbul'a Erivan'dan fetih müjdesi vermek için bir heyet geldi. Heyetin başında Kapıcılar Kethüdası Salih Ağa ile Beşir Ağa vardı.

Salih ve Beşir Ağalar'n esas görevi fetih müjdesi vermek değil, padişah IV. Murad'ın hayatta kalmasını  istemediği iki üvey kardeşi Şehzade Bayezid ile Süleyman'ın infazlarının gerçekleştirilmesini sağlamaktı. İki müjdeci, yanlarında bu iki Şehzadenin ölüm fermanlarını da getirmişlerdi İstanbul'a.

Padişahın iki üvey kardeşi hakkındaki idam fermanı İstanbul Kethüdası Bayram Paşa'ya ulaştırıldı.  fethinin İstanbul'da yedi gün yedi gece sürecek  olan görkemli şenliklerle kutlanılmasına karar verilmişti 26 Ağustos u 27 Ağustosa bağlayan  pazar/pazartesi gece tüm İstanbul  saray da neşe içinde çalkalanırken, sarayda cellatların bile ağladıkları sonradan anlatılan müthiş bir senaryo sahneye konuldu. Yirmi beş yaşlarındaki 4. Murat'ın üvey kardeşlerinden  Şehzade Bayezid  ve Şehzade Süleyman boğularak öldürüldüler. Halkın nefreti uyanmasın diye iki şehzadenin cenaze namazları gizli kılındığı gibi defin törenleri de gizli olarak yerine getirildi."[6]

            4. Murat'ın Tebriz ve Revan Seferi sırasında yaptığı katliamları divan katibinin günü gününe tuttuğu notlardan öğreneceğiz. Yunus Zeyrek tarafından günümüz Türkçesine çevrilen bu eser Osmanlı tarihi açısından çok önem taşımaktadır. Bu konuda Fahrettin Kırzıoğlu'nun bu kitaba yazdığı takdim yazısında şunları  söylemektedir.

            "Sultan IV. Murad çağının bu çok değerli kaynağının İlmî olarak hazırlanması çok sevindiricidir. Eser, dîvân kâtiplerinden birisi tarafın ve ayni kalemle yazılmıştır. Adı bilinmeyen, ancak 365 yıl iki sefer kâtibinin çağına göre sâde bir Türkçe ile, hâdiseleri tenzilleri günü gününe yazdığı bu kaynak, Osmanlı devlet anlayışını ve icrâ gücünü de çok iyi belirtiyor. Bu hususların doğruluğu ve değerini sevgili okuyuculara bırakarak, eseri, metnin sahifelerine de işaret ederek, yeni yazımıza güvenilir biçimde çevirmesi, ZEYREK Beğin gerçekten bu işin ehli olduğunu gösteriyor.[7]

            Şimdi adı geçen günlükten bazı bölümleri aynen aktaralım.

3 Muharrem ( Ocak) Pazarertesi 1635

 Bugün, (Gümüşhane-Kelkit ilçe­sindeki, tarihî kale ve su kemerli Satala Kalesi yerindeki) Sa­dak nâm mahalle, beş buçuk sâ’atde gelindi.

Ve bu menzilde Vezîr-i a’zam birkaç atlu ile gelüp, Pâdişâhımıza mülâkaat oldukda; üç Kızılbaş dili (İranlı câsus) ma'an getürüp, otak-ı hümâyûn önünde başları kesildi.

Ve Erzurum’da bir mikdâr kahtcılık olup; Bayburd nâm mahalde birkaç gün oturak, ihtiyâr olundu. Ve bugün Vezîr-i a’zam’dan mektûblar gelüp, Turabuzon’a karîb Sürmene nâm kasabaya, nısfü'l-leylde otuz dört pâre (Küçük Rus- ya/Ukraynalı) Kazak(ların) şaykası gelüp; kasaba-i mezbûreyi gaaret etmek istediklerinde, ahâlîsi gaafil bulunmayup, küffâr ile cenk eylediklerinde, bi-inâvetu’llahi te’âlâ, münhezim olup; melâin-i hâsirînden üç dil ve onbeş kelle alunduğum yazup, bildürmüş.

Ve Turabuzon muhâfazasında yeniçeriler ağası olan çorba­cı, anda bir ‘azîm fesâd etmekle; sa’âdetlü Pâdişâhımız, yeniçe­ri ağası(nı) huzuruna getür(t)üp, bil-müşâfehe, tenbîh edüp, mezkûr çorbacının kellesi kesilüp getirilmesi içün, âdemler ta’yîn olunup, gönderilmişdir.

 

10  Zi'l-ka’de (Kasım) Cuma: Bugün, Suluzengî nâm menzile, beş â'atde gelindi. Ve bu gece dahi, bir yeniçeri katlolundu. Ve sabıka Van Beğlerbeğisi hâlâ Kângırı (Çankırı) 'dan ma’zûl Ali Paşanın şikâyetçileri gelmekle; ahzolunup, ordû-yi hümâ­yuna getürüldükde, zulmü tefahhus olundu; suçu olmamağın

ıtlâk olunup, onbeşbin guruşu alındı.

 

 

Zi'l-ka’de 12 Pazar: Bugün, Kâhıs nâm mahalle iki buçuk

atde gelindi. Bu menzilde konulmayup, Konya’ya varmak -umkin idi. Lâkin alay düzmek (tören hazırlığı) içün, bunda konuldu.

 

Sa'âdetlü Pâdişâhımız, konağa geldikten sonra, yiğirmi beş adet cırdanlı (uzun mızraklı) hâs odalı kulları ile ılgar edüp, 6 sâ'atlık yolu bir sâ’atde alup, Konya şehrine vardılar, Hazreti Mevlâna’yı (türbesini) ziyâret etdikden sonra, Konya'da sâkin eski zorbalardan ‘Araboğlu Halîl nâm şakinin ve bir  ehl-i fesâd zâlim yeniçerinin başlarını kestırüp, gerü fi’ hal avdet buyurup, otak-ı hümâyûna geldiler.

 

Zılkade (Kasım ) 13 Pazarertesi: Bugün, Konya Sahrâsfna nüzûl olundu. Konya’ya girilince, Rumeli ve Anadolu ‘askerinin kesteri  ve Yeniçerilerin çokluğu

hiç bir tarihte  bir seferde görülmemiştir. Konya içinden geçilip sahraya konuldu.‘azîm yağmurlar yağmışdır. Ve eski  zorbalardan  Na'lca  nam şakinin  ve adamlarının  ottak hümayun önünde başları kesildi.

 

Zi’l-hicce( Aralık) 5 Salı: Bugün, Sahra'yu  zûl olundu. Ve Sivas’a gelince, ‘azîm zahmetler çekildi. Yük getüren hayanun  balçıkda kalanın hesabı yoktur. Ve köprüden  geçen insân ve hayvânât, birbirini itişerek köprüden, Kızılırmak dedikleri

Ve köprüden geçerken, iki ‘adet hayvan köprüden suya düşüp gargolunmuştur. Ve köprüden geçerken  iki adet Rumeli ademisi(ambalaj işi gören) ssepetleri yarub,esab uğurlarken Hünkarımızın huzurunda köprübaşında başları kesildi.

         Ve bugün, Vezîr-i a’zam’dan  mektuplar geldi. Ve Kızılbaş (İran'dan câsusluk eden) beş dildutulub  huzur-i hümayına  geldikte  dördünün başları kkesildi.

 

 

Zi'l-hicce(Aralık ) 3 Pazar: Bugün, Şarkışla nâm mahalle, beş saatte nüzûl olundu. Ve bâlâda zikr olan on‘aded Türkmanın kelleleri, menzile ge­diği gibi, otak-ı hümâyûn (önünde) başları kesildi.

Ve bugün, Kayseriyye eşkıyâsından beş kimesnenin başları da  kesildi.

 

Zi'l-hicce 4 Pazarertesi: Bugün, Apardı Özü (Çayı) nâm -mahalde " aile. sekiz saatte  nüzûl olundu. Gayet mel’ûn balçıklu  menzildir. Kırk-elli yerde köprüler ve iri bataklu balçıklar geçilup ‘azîm ‘usret çekildi.

 

Ve bu menzilde, Sivas Beğlerbeğisi Bosnalı ‘Alî Paşa, sa idetlü Pâdişâhımızı selâmlayup, (eyâleti askeriyle birlikte) orduyu  hümâyûna dâhil oldu. Ve bu menzilde ra’d ü berk ve azim yağmurlar yağmuşdur. Ve bir şaki orduyu hümmayunda kazığa urulmuşdu.

 

 

 

11 Zi’l-hicce(Aralık)  Pazarertesi:

Oturak-şud der-Salırâ-yi Sivas: Bugün, Zile ve İçel re’âyâsı gelüp, izhâr-i tazallüm eyledikle­rinden; da’vâları dinğnenüp, da’valiarının aslı olmayup, kâzib olmalarıyla, zikrolunan re’âyâya, yedişeryüz değenek urulmak, fermân olundu.

Ve bu gece, îd-i şerifin ikinci gecesidir. Cümle çadırlarda, 'azîm mum-donanmaları olup; ve cümle yeniçeri ve Anadolu ve Rumeli ‘askeri, beş-altı defa tüfenklerin boşaldırup, üç sâ’at mikdârı şenlikler edüp; hisârdan dahi, toplar atılup, bir mertebe şenlikler olmuşdur ki, bir târîhde olmuş değildir.Ve bu gece, iki şakî yeniçeri, katlolundu.

 

Zi’l-hicce 12 Salı:

Oturak  der-Sahrâ-yi Sivas. Bugün, Vezîr-i a’zam’dan mektûblar ve bir Kızılbaş dili (İranlı) gelüp, otak-ı hümâyûn önünde başı kesildi.Ve bugün orduda, oniki hırsız katlolundu.

 

Zi’l-hicce 13 Carsanba:

Oturak-şüd der-Sahrâ-yi Sivas. Bu­gün Vezîr-i a'zaın’a ve Mısır Beğlerbeğisi'ne mektublar gönderilmişdir. Ve ahşamdan sonra bir şakî yeniçeri, katlolundu.

Zi’l-hicce 14 Persenbe:

Oturak-şüd, der-Sahrâ-yi Sivas. Bu­gün dahi, bâlâda zikrolunduğu vecih üzere, şedîd rüzgârlar esdi.Ve bugün Ken’ân Paşa, ‘asker sürmeğe gönderildi. Ve bu gece, bir şakî yeniçeri katlolundu.

 

Zi’l-hicce 16 Cum’aertesi: Oturak-şüd der-Sahrâ-yi-Sivas Bugün bir şakî siyâhî (Zenci) ve bir şakî oğlan (köle), efendisinden firâr etmekle, ikisi dahi ordû-yi hümâyûnda kazığa urulmak fermân olundu. Ve bir yankesici sipâhî dahi, ahzolunup, katlolundu. Ve gecesi dahi, bir şakî yeniçeri, katlolundu.

Zi’l-hicce 17 Pazar: Oturak-şüd der-Sahrâ-yi-Sivas. Öte ya­kada (İstanbul tarafında) Bostâncı nâmıyla bir harâmzâde peydâ olup, ke-enne (sanki) sa’âdetlü Pâdişâh tarafından hâsbağçeden hamleci ve koztekçi nâm ile gönderilmişdir deyü, telbîs (sahte) emirler ve mektûblar peydâ edüp; Anadolu’da, tütün (içme yasağı) teftişçiliğin edüp ve beğlerbeğileri haklayup gezerken, sa'âdetlü Pâdişâhımız vâkıf olmağın, Başbaltacı Dıramalı’yı mezbûrun ahzi içün gönderüp Şam-i Şerife karîb (bir yerde) mezbûr harâmzâde ele girüp, kayd ü bend ile getürdüklerinde, otak-ı hümâyûn önünde söyledüp, ıkrâr etmekle; fermân-i hudâvendigâr ile, huzûr-i şeriflerinde, arkasından kayışlar çıkarılup ve elleri kırılup, ba’dehu başı kesildi.

Ve bugün, bir şakî yeniçeri dahi, katlolundu. Ve eski zor­balardan Ebû Cüneys nâm şakî ahzolunup, otak-ı hümâyûn önünde, başı kesildi.

 

 

2 Muhharrrem (Ocak)  Pazar :

 

 Ve Erzurum’da bir mikdâr kahtcılık olup; Bayburd nâm mahalde birkaç gün oturak, ihtiyâr olundu. Ve bugün Vezîr-i a’zam’dan mektûblar gelüp, Turabuzon’a karîb Sürmene nâm kasabaya, nisfü'l-leylde otuz dört pâre (Küçük Rus- ya/Ukraynah) Kazakflarm) şaykası gelüp; kasaba-i mezbûreyi gaaret etmek istediklerinde, ahâlîsi gaafil bulunmayup, küffâr ile cenk eylediklerinde, bi-inâvetu’llahi te’âlâ, münhezim olup; melâin-i hâsirînden üç dil ve onbeş kelle alunduğum yazup, bildürmüş.

 

            Ve Turabuzon muhâfazasında yeniçeriler ağası olan çorba­cı, anda bir ‘azîm fesâd etmekle; sa’âdetlü Pâdişâhımız, yeniçe­ri ağasını huzûruna getür(t)üp, bil-müşâfehe, tenbîh edüp, mezkûr çorbacının kellesi kesilüp getirilmesi içün, âdemler ta’yîn olunup, gönderilmişdir.

Muharrem 3 Pazarertesi:

Bugün, (Gümüşhane-Kelkit ilçe­sindeki, tarihî kale ve su kemerli Satala Kalesi yerindeki) Sa­dak nâm mahalle, beş buçuk sâ’atde gelindi.

Ve bu menzilde Vezîr-i a’zam birkaç atlu ile gelüp, Pâdişâhımıza mülâkaat oldukda; üç Kızılbaş dili (İranlı casus) ma’an getürüp, otak-ı hümâyûn önünde başları kesildi. Ve yeniçeri ocağında Zağarcıbaşı Bektaş Subaşı’yı ma’an getürüp, katli vâcib iken, Vezîr-i a’zam dilek eylemeğin, sa’âdetlü Pâdişâhımız, cürmünü ‘afv-eylediler.

Muharrem 9 Pazar:

Oturak-şüd der-Sahrâ-yi Sünür Ovası. Bugün (Ukraynalı korsan) Kazak keferesinden oniki kelle ve üç dil gelüp, otak-ı hümâyûn önünde başlan kesildi.

Muharrem 12 Carşanba:

Bugün, Tercan nâm men­zil

YORUMLAR (0)
Ad Soyad * Güvenlik *
Diğer Makaleleri
Balkanlarda Bektaşilik

Gülağ ÖZ 10 Nisan 2017 01:01

Balkanlarda Bektaşilik

Balkan coğrafyası Osmanlı açısından nasıl önemliyse bugüne baktığımızda Alevi Bektaşilik açısından önemi ve etkisi görülmektedir.

SEYYİT BATTAL GAZİ

Gülağ ÖZ 22 Mart 2017 00:00

SEYYİT BATTAL GAZİ

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Gülağ ÖZ 07 Ocak 2017 01:01

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Asırlardır dünyamızı aydınlatan,insanımızın usundan çıkmayan Ahmet Yesevi; bugün Anadolu Türkünün içinde yaşayan bir bilge kişidir.

DÜŞKÜNLÜK

Gülağ ÖZ 28 Mart 2012 00:00

DÜŞKÜNLÜK

ALEVİ AYDINI OLMAK

Ali YILDIRIM 29 Şubat 2012 00:00

ALEVİ AYDINI OLMAK

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK  ZİYARET  YERLERİ VE OCAKLAR

Gülağ ÖZ 25 Şubat 2012 00:00

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK ZİYARET YERLERİ VE OCAKLAR

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Düğün değil bayram değil...

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Düğün değil bayram değil...

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri

Sivas Katliamı : Alevilerin Kanayan Yarası

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Sivas Katliamı : Alevilerin Kanayan Yarası