Hüseyin Gazi Derneği ve Vakfı
Hüseyin Gazi binse gelse atına İnan olmaz çarkı felek zatına
Hz. Ali Hacı Bektaş-ı Veli Atatürk
Sivrialan Köyünde Alevilik

Bu içerik 01 Aralık 2011 00:00 tarihinde eklendi ve 7.101 kez gösterildi

Makaleler Anasayfa | Gülağ ÖZ | Ali YILDIRIM |

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK

ZİYARET  YERLERİ VE OCAKLAR

GÜLAĞ ÖZ        

Alevi Bektaşiliğin Anadolu’daki Beş yüz yıllık tarihini incelediğimizde çok derin izlerle karşılaşırız.  Neden beş yüz yıllık bir geçmişle başladım? Bu çok önemli bir değeri ifade etmektedir. Osmanlı devlet yönetimini irdelemeden Alevi tarihini çözümlemek hiç de mümkün olamamaktadır. Tarih konusunda Türk toplumu büyük bir bilgisizlik içerisindedir.Ülkemizde bilim yerine her şey politik angajmana göre yönlendirilmektedir. Bunlardan önemli bir örnek de Osmanlı Devlet yapısıdır. Osmanlı devletinin tümü üzerinde değerlendirme yaparak yargılamak pek mantıklı bir tutum değildir. Ülkemizde bir gurup Osmanlıyı tümüyle baş tacı yapmakta, bir gurup ise tümüyle ret etmektedir. Her iki mantık da tümüyle sakattır.

            Aleviler açısında Osmanlı devletinin ilk iki yüz yılı problemsizdir. Çünkü 12 Beylik arasında en büyük desteği Ertuğrul’a vererek Osmanlı beyliğini devlete dönüştüren ve yönetim kadrolarını oluşturan da Alevilerdir. Fatih döneminde Çandarlı ailesinin iktidardan el çektirilmesiyle birlikte  Türk olanlara devlet kapıları tümüyle kapanmıştır. Şöyle bir özetleme yaparsak;

  1. Enderun’da yetiştirilen Hıristiyan  kökenli Avrupalıların yönetime getirilmesi
  2. 14. yy da Anadolu’ya göç ederek gelen Nakşi tarikatı mensuplarının ilişkileri
  3. Osmanlı’nın devletten imparatorluğa geçerken ganimetlerden zengin olan sınıfların ortaya çıkması
  4. Feodal toprak ağalığının büyümesi
  5. Bu gurupların bileşkesi devlet idaresiyle çelişince Aleviler devletten, devlet idaresinden uzaklaştılar.

 

            16. yy. a gelince doğuda Safavi Türk Kızılbaş Devletinin kurulması, Osmanlıda oluşan

yeni sınıfların feodal devleti, dini de içerisine alınca ister istemez Osmanlı devleti Sünni bir nitelik kazandı. Bu ise Selim- İsmail çelişkilerinin derinliğin orta çıkarttı.Yavuzla başlayan Anadolu Türkmen- Alevi kırımı hızlı bir asimilasyonla sonlandı. Kanuni’nin çıkarttığı yasalar Alevilerin Sünnileştirilmesine yönelikti. O yüz yılda yüzde altmış olan Alevi nüfusu giderek Sünniliğe dönüşümü sürdürdü. Sünnülüğü benimsemeyen Alevi Türkmenler dağlara, balta girmez ormanlara saklanarak köyler kurmaya başladılar. Sivrialan köyü de bunlardan bir tanesidir.

            Osmanlı toplumsal düzeni içerisinde Alevi felsefesinin yok edilmesi için sistemli bir baskı politikası uygulanmıştır. Yavuzla başlayan bu uygulama en çok Kanuni, 2.Selim, 4. Murat ve 2. Mahmut’la sona ulaşmıştır. Ve tahribat cumhuriyetle bir süre kesintiye uğrasa da en çok dönüşüm günümüz Türkiye’sinde yaşanmaktadır.

            Konumuza dönecek olursa, kuruluşu on yedinci yüz yılın sonlarına denk gelen Sivrialan köyü, kuruluş itibariyle yoğun bir kültürel birikim yaşamıştır. Bunda Alevi dedelerinin payı olduğu kadar Bektaşiliğin de payı vardır.

            Sivrialan Köyü’nde iki gurup halk yaşamaktadır. Halkın deyimiyle Dedeciler- Dervişçiler. Yani Alevi Ocaklılar, Bektaşi guruplar

            1925 yılında 677 sayılı Teke ve Zaviyelerin kapatılmasına ait kanunla tüm dergahlar kapatılır. Merkezi Hacıbektaş’da bulunan Bektaşi örgütünün başı Dedebabalık lağvedileceği zaman Salih Niyazi Dedebaba 12 halife Babayı toplar ve başınızın çaresine bakın der. Yani bu iki anlam içermektedir. Birincisi bu işten uzaklaşın iş kurup geçimizi sağlayın, ikincisi gizliden babalık kurumunu yaşatın. İşte bu esnada Şarkışa Emlek Köylerinde halifebabalığa bağlı babalar ve dervişler yaşamaktadır. 12 Halife baba arasında bulunan Arnavut kökenli Salman Baba ile Hakkı Baba Emlek Hardal köyüne gelirler. Hardal köyüne yakın Ortaköy’de Mustafa Abdal Tekesi bulunmaktadır. Burası bir Bektaşi Dergahıdır. Sivrialan’da bağlıları bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de Aşık Veysel’in ailesidir. Bu aileler Salman Baba’yı Sivrialan Köyü’ne davet ederler. Bir süre bu köyde kalan Salman Baba bakar ki köyün yarısı dedeci ve dedeler oturmaktadır. Köyde ikilik çıkmasın diye Salman Baba bu köyde kalmak istemez. Sivrialana köyüne sınır Meçit Köyü vardır. On hanelidir. Ancak hepsi Bektaşidir. Salman Baba bu köyü beğenir. Ve yerleşmeye karar verir. Yöre Bektaşileri Meçit’te Salman Baba’ya bir ev ve bahçeli bir dergah yaparlar. Salman Baba kısa sürede yaşamıyla ve çalışmalarıyla yörede adeta bir devrim yapar. Köylüyü sürekli üretime yönlendirir. Boşluğa akan suları değerlendirerek bağ bahçe kurmasını öğretir. Yörede ilk kez soğan ve patetes üretilir. Meyve ağaçları yetiştirilir. Koyun ve keçi sürülerinin bereketi artırılır.

            Zamanla Salman Baba’nın dergahı inananlarınca dolar taşar. Halk okuma yazma öğrenir. Babalar toplanır sabahlara kadar cem edilir. Sanat – edebiyat, saz söz muhabbet oldukça etkilidir. Aşık Veysel o yaşlarda usta malı türkülerle saz çalar, pek meydanda yoktur. Ancak babası onu Salman Baba dergahına götürür. İşte Veysel’in yaşamına etki eden  ve ufkunun genişlemesine neden olan  bilgi birikiminin dışa vurumu  burada başlar. Daha önce Sivrialan’da yapılan Dede cemlerine gizlice girip, sabahlara kadar aldığı bilgilerin bir farklı yönünü burada yaşar. Ve ufkunu genişletip, dışa açılıma hazır hale gelir. Ve 1931 yılında Sivas Aşıklar Bayramı’na yine Salman Baba’nın teşvikiyle katılınca dünyaya açılımını sürdürür.

            Salman Baba’nın kurduğu Bektaşi dergahı yasak olmasına karşın bir aile bütünlüğü içerisinde toplumu ayrıca cumhuriyet devrimleriyle tanıştırmaya, bütünleştirmeye de hazırlar.

            Benim çocukluk yıllarında tanık olduğum şey Salman Baba’nın ölümü sonrasıdır. Buralarda dergahın hala işlevini sürdürmesidir. Dergaha her yöreden herkes kurbanlar getirir. Burada yenilir, eğlence yapılır, kardeşliğin ve dostluğun örneği sergilenirdi. Salman Baba öncesi Dedeciler- Dervişçiler bir birlerinden kız alıp vermezken Salman Baba ve Dede ilişkileri bu geleneği de yıkmıştır. Hatta bir dede ocağı ailesi olarak babamın adını Salman babadan yakınlaşan bu ilişkiyle dedem Salman koymuştur. Bu gün bile Meçit Köyünde Salman Baba türbe ve dergahında kurbanlar kesilip ziyaretler yapılmaktadır.

            Sivrialan Köyü’nde bir başka Bektaşi ziyaretgahı daha vardır. Bu da Meçit Köyü ile Sivrialan Köyü arasındadır. Meçit Köyüne kestirmeden yaya gidilen Dere boyunda bulunmaktadır. Kızıl Burun adıyla anılan mevkiden Meçit’e gidilen yön üzerindedir. Yani Sivrialan Köyü’nün kuzeyine düşer. Bunun hikayesini hep şöyle dinledim.

            İzmir’den Salman baba dervişlerinde Ahmet adlı birisi babanın yanına gitmek için Sivrialan Köyünü kullanacaktır. Sırtında heybesi düşer yola. Kızılburun’a geldiğinde üç günlük uykusuzluk ve yorgunluktan dolayı yol üzerinde kayaların arasında uyuklayıp kalır. Bu yatış üç gün sürer. Ve oralarda koyun otlatan çoban bir adamın yattığını görür ve onu uyandırır. Adam buranın neresi olduğunu sorar. Çobanın verdiği yanıt onun üç gündür burada uyuduğunu gösterir. Karnı acıkmıştır, çoban ona bir şeyler ikram eder, ancak derviş babayı rüyasında görmüştür. Baba’ya götürdüğü kahveyi bozmak istemez, ancak içine gelen bir ses o kahveden iç olur. Derviş çobanla birlikte kahveyi içerler. Ve bir anda derviş ortadan kayıp olur. Sağa sola bakan çoban dervişi bulamaz. Bu hızırdır diye içinden geçirir ve önce kendisini inandırır ve sonra köylülere anlatır. Bu olaydan sonra bu yerin adı “ Derviş Ahmet’in Ziyareti” adını alır ve her yıl burada kurbanlar kesilip adaklar adanır. O gün bu gündür bu yer kutsal bir yer olarak halkla bütünleşir.

             Sivrialan Köyünde Bektaşi Babası olmamasına karşın iki önemli kadın dervişin adından söz etmek gerekir. Bunlardan bir tanesi Aşık Veysel’in ikinci eşi Gülizar Ana, ikincisi Kürt Kasım’ın eşi Kamer Ana’dır. Bu iki kadın derviş Bektaşi dergahlarında çok hizmet yürütmüştür.  Gülizar Ana Sıvas Yalıncık tekkesinde, Kamer Ana ise  Ortaköy Mustafa Abdal tekkesinde uzun süre görev yapmışlardır.

            Sivrialan Köyünde  iki Dede ocağının varlığını her zaman görmekteyiz. Bu gün için artık köyde yaşatılmasa da dedelerin isimleri ve saygınlıkları hala mevcuttur. Hıdır ve Gani Abdal Ocağı mensupları vardır. Bunlara Mollalar denilmektedir. Kökleri Karaca Ahmet’in oğlu Hıdır ve Gani Abdal Kardeşlere dayanmaktadır. Erzincan’ın Kemaliye Ocak Köyü’nde yatırı bulunan Hıdır Abdal torunlarından Molla Kadir ailesiyle Sivas taraflarına göçer. Kona göçe Kale ve Beyyurdu taraflarına gelir. Ve o ara Sivrialan Köyü yeni kurulmuştur. Ağagil adıyla buraya yerleşen aile  Beyyurdu Köyünde yaşayan Molla Kadirin Dede olmaları sıfatıyla köyüne davet eder, onlara toprak ve arazi vererek dedelerin buraya yerleşmesini sağlar. O ara Kadir’in iki oğlu eğitim görmüş kendisini yetiştirmiş ve dedelik yapmaktadır. Bunlardan birisi Veli (Gözel ağa), ikincisi Hıdır Dededir. Hem yörede hem Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde dedelik yaparak geçimini sağlar bu aile. Bunların son temsilcisi ünlü iki dede vardır ki, birisi yine Gözelağa’nın oğlu Ali Özsoy Dede. Bilgi birikimi oldukça fazla olan bu dedenin fikirlerinin yansıtıldığı küçük bir kitabını torunu Av.Ali YILDIRIM yayımlamıştır. Oldukça da çok şiir  yazarak bir divan oluşturmuştur. Ayrıca Suriye devlet başkanı Hafız Esat karşısında cem töreni yaparak onu takdirini kazanmıştır. 1995 yılında hakka yürümüştür.  Hıdır Dede ise Ali Dede’nin amca çocuğudur. İyi dedelik yapar, ancak çok bilgi sahibi olmaması yanında üst düzey zakirlik geleneğine sahiptir. Türküleri günümüzde hala sevilerek dinlenmektedir. Ölümü 1977

            Yine Molla Kadir ailesine bağlı bir ocak uzun süre Sivrialan Köyünde varlığını devam ettirmiştir. 1925 yılına kadar aşevi, cemevi,mihman evi gibi kompleksleri bulunan bu dergah o tarihten sonra salt köylülerin, ziyaretgah olarak kullandıkları bir inanç merkezi olarak kalmıştır. Askere giden gençler mutlak bu ocak çevresinde dualarını alırlar, evlenecek genç kızlar nasip dilenirler, lokmalar dağıtılırken bu gün için tümüyle izleri silinmiştir.

            Başka bir dede ocağı ise Covü Dede Ocağıdır. Merkezi Şarkışla Alaman Köyünde bulunan bu ocağın bir kolu Sivrialan’da yaşamaktadır. Alaman’da yatırı bulunan Covü Dede’ye Sivrialan Köylüleri bu ocağın kutsiyetine önem verirler. Covülerin evini niyazlamadan geçmezler. Bu aileden kimsenin dedelik yaptığı konusunda bilgi idinemedim. Torunları bu ocakla ilgili bir başka bilgiye sahip değiller.Ancak bildiğimiz bu ocağın da günümüzde yaşıyor olmasıdır. Şu da gözümüzden kaçmayan başka bir konudur ki zamanla buranın da unutulup gideceğidir. Çünkü Sivrialan Köyünde isminden başka bir şeyi bulunmayan Aleviliğin kısa sürede tükendiği gibi.

            Dedelik geleneğinin yürütülmediği, cemlerin yapılmadığı bir yerde Alevilik yaşayamaz, ortadan kalkıp yerini başka şeylere bırakır. Bu gün Sivrialan Köyünde kime sorarsanız Aleviyim diyebilir ancak. Ama onun kurallarının uygulanmasına, canlı kalmasına da çoğunluğu karşı çıkar. Bu sade Sivrialan’da değil yöre Emlek köylerinin büyük bir bölümünde durum farklı değildir.

            ZİYARET YERLERİ :

            Sivrialan Köyü toprakları içerisinde bir çok ziyaret yeri vardır. Bunlardan birisi Beserek : Beserek Sivrialan Köyü kuzey sınırında yüksek bir tepenin düzlüğünde yer almaktadır. Çevresinde eskiden sık ormanlar bulunurken bu gün tek tük ağaç vardır. Ziyaret yerinin bulunduğu alanda kuru bir göl vardır Gölün hemen bitim noktasında yaşlı bir çam ağacı bulunmaktadır. Asıl burada çam ağacının kutsallığına inanılır. Ağaçtan bir dal kesen oğmaz denilir. Hatta bununla ilgili geçmişte dal kesenlerle ilgili yakalandığı hastalıklar ve başına gelenler konu edilir. O nedenle kimse buradan bir dal kesmeye yanaşmaz. Gölün kutsiyet kazanan özelliği ise  uyuz hayvanların iyileştirilmesidir. Uyuz hayvanlar buradaki gölde yıkanmaları durumunda iyileştiğine inanılır. Yaz aylarında Sivrialan ve diğer çevre köylerden insanlar toplanarak burada kurbanlar keser,eğlence düzenlerler. Ancak bu gün için durum biraz daha önemsizleşmiştir. Bura ile ilgili anlatımların başında Veysel Karani’nin adı sıkça telavuz edilir. Develerini kaybeden Veysel Karani günlerce yol aldıktan sonra develerini burada bulur ve  uyuz olan develerin iyileştiğini gören Veysel Karani buraya şifa anlamında Bserek adını verir ve bura ondan sonra kutsiyet kazanır. Diye anlatılanların başında bu efsane gelir.

            Yine Beserekle Sivrialan Köyünün orta yerinde Kurban Pınarı denilen bir ziyaret yeri vardır ki, burada adından da anlaşıldığı üzere kurbanların kesilip adakların adanmış olduğu bir çeşme vardır. Günümüzde Beserek kadar önemli olmadığı görülür.

            Güldede’nin öyküsü konusunda çok şeyler anlatılır. Ancak yine de bu ziyaret yeri konusunda kimse net bir bilgi veremez. Eskilerden edindiğim bir bilgide şunlar anlatılır. Sivrialan Köyüne Cem törenine gelen dede bir fırtınalı günde  köyden çıkarak Beyyurdu  Köyüne ulaşmak ister. Fakat kara kış denilen bir fırına yayladan yukarı tepeye kadar çıkan dedeye aman vermez. Dede bir türlü Beyyurdu sırtına aşamaz ve orada donarak hakka yürür. Yaz ayında çobanlar dedenin kemikleriyle karşılaşırlar ve oraya gömer ve buranın adını Güldede ziyareti koyarlar. Çünkü uzun bir süre dededen haber alınamaz. Dedenin burada öldüğü kesinlik kazanır. Çevre köylüler burasını kutsayarak kurban ve adak ziyaretlerini yaparlar. Bu gün için buranın adından başka bir özelliği bulunmamaktadır. Fakat ziyaret yerinin bulunduğu Sivrialan ve Beyyurdu sınırındaki yüksek tepede kara taşlarla örülmüş bir gömüt bulunmaktadır.

            Sivrialan Köyünde eski değirmen ve yunağın bulunduğu, daha başka bir söylemle Aşık Veysel’in çocukluğunda beklediği bahçesinin kenarında yani karşı yamaç mezarlığına çıkış yolundaki derenin dibinde bir çeşme bulunmaktadır. Bu çeşmede daha çok dervişçilerin ziyaret yeri olarak anılan çeşmede benim çocukluğumda da yani ellili, altmışlı yıllarda burasının kutsiyeti ve ziyaretçisi oldukça yoğundu. Çünkü bura köyün hemen en yakın noktasında bulunur. Daha çok evlenecek genç kızların dilek diledikleri ve gençlerin kızlarla buluştukları bir mekan olarak önem arzeder. Bu çeşmenin başında lokmalar dağıtılır, dilekler dilenir, eğlenceler düzenlenirdi. Ancak bu gün ne bu çeşme yerinde durmakta ne de eski özelliğini taşımaktadır. Derede yapılan köprü ayağının dibinde kalmıştır. Ve bu gün Sivrialanlı yaşlılar dışında buranın bir yatır olduğunu yeni nesil bilemez. Çünkü bu kültür de yok olup gitmiştir.

            Sonuç olarak söylemem gereken birkaç söz: İnsanları bir birlerine bağlayan geleneksel kültürdür. Geleneksel kültürün yaşadığı yerde insanlık ve insani değerler ön plandadır. Ancak gelenekçilik sadece yeterli midir? Elbette hayır. Ancak gelenek özgür ve çağdaş kültür değerleriyle birlikte daha büyük bir anlam ifade eder.

            Bu gün Ankara’da yaşayan Sivrialanlıları bir araya getiren, onlara dernek kurduran, yakın dost ve akrabalık ilişkilerini ayakta tutan şey arda kalan gelenekselliktir. Bunun değerleri zedelemeden sürdürülmesi belki birkaç dönem sürebilir. Şunu da söylemek gerekirse eski gelenek içinden gelen belirli bir kuşağın hakka yürümesiyle bu durum ortadan kalkar. Ve birliktelik ve ilişkiler yerini ister istemez kendisini küresel  ilişkiye bırakır.

            Alevilik Bektaşilik, özgür, demokrat ve laik tutumuyla Türkiye’nin asıl mayasını oluşturmuştur. Anadolu uygarlığının geçmişiyle de birleşen bu felsefe dünya güzelliğinin ve insani değerlerinin ta kendisidir. 14. Yüz yılda “yarin yanağından gayrı her şey ortaktır” diyen bir felsefe, Ortaçağda Avrupa devletleri karanlıklarda yüzerken Anadolu özgürlüğünü yaşamaktaydı. Bu gün Avrupa’nın bize yutturduğu batı kültürünün mayasında Alevi felsefesinin kendisi vardır.  Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi tümüyle Alevi felsefesinin özünden alınmıştır. Osmanlı’dan sonra Türkiye Cumhuriyeti de Alevi felsefesinin mayasından ortaya çıkmıştır.

            Asırlardır bu felsefe, inanç ve düşün sistemini ortadan kaldırmak için büyük çaba gösteren sistem ne yazık ki bunu bir bakıma başarabilmiştir. Osmanlının baskısıyla yok edilemeyen bu inanç ve kültür ne yazık ki cumhuriyetle daha çok yara almıştır. Özellikle 12 Eylül 1980 tarihinden sonra devletin yürüttüğü sistemli asimilasyon politikası Aleviliğin yok olması yönünden oldukça başarılı olmuştur.

            İşte Sivrialan Köyü’nü de içerisine alan Emlek yöresi bunun en büyük kanıtıdır. Başka bölgelerden tek farkı Sünnileşmemiş ancak özünden oldukça uzaklaşmıştır. Bir on sene sonra adından başka özellik taşımayan Emlek Aleviliği tümüyle tükenecektir. Bunu devletten çok kendimiz yapmaktayız. Kendi insanlarımız Aleviliğin evrensel değerlerini yaşatmayı bırak küçümsemeyi, aşağılamayı marifet saymaktadır. Peki biz hangi değerlere sahip çıkıp, bu gidişle nereye varacağız? Bunu sorgulamak gerekmektedir.

            Sünni sol aydınlarımız kendi geleneksel değerlerini yaşarken, Alevi gençlerimizin değerlerine sahiplenmelerini “şovenizm” diye nitelemektedirler. Oysa tüm sol değerlerin tamamının bu inanç ve kültür içerisinde olduğunu bizim insanlarımız da kavrayamamaktadır.

            Binlerce yıldır atalarımızın bu inanç ve kültür değerlerini kolayca harcamaya hiç birimizin hakkı olmamalıdır. Bu değerin yaşaması sözle olmadığı gibi salt vakıf ve dernekçilikle de olmaz. Hatta aydın ve yazarların eserlerini okumakla da olmaz. Her şeyin orjini kendisidir. O nedenle de Aleviliğin orjini Cemdir. Dedelik, Musahipliktir,düşkünlüktür. Bütün bunlar ilk bakışta ürkütücü gelebilir. Ancak yaşamadan bu değerlerle tanışmadan, Aleviliğin temel değerlerini bilmeden Aleviliğin ne olduğu da bilinmez.

            Aleviliğin  özü insandır. İnsana yöneliktir. Alevilik dünün aktarılmış kalıpları değildir. Yaşama ayak uyduran , koşullara göre kendisini insanla birleştiren bir inançtır. Onu çağın günlük koşullarıyla kaynaştırabiliyorsak sorun yoktur demektir. Alevilik çağdaş değerlerin hepsiyle çakışır, çelişmez.

            Bu anlamda insanlık bu değerleri tanımalı, bunu bilerek benimsemeli ya da ret etmelidir. Alevi deyişleri o inanç ve kültürün kuranı Kerimidir. Saz için söylenen  telli kuran sözü boşuna söylenmemiştir.

YORUMLAR (0)
Ad Soyad * Güvenlik *
Diğer Makaleleri
Balkanlarda Bektaşilik

Gülağ ÖZ 10 Nisan 2017 01:01

Balkanlarda Bektaşilik

Balkan coğrafyası Osmanlı açısından nasıl önemliyse bugüne baktığımızda Alevi Bektaşilik açısından önemi ve etkisi görülmektedir.

SEYYİT BATTAL GAZİ

Gülağ ÖZ 22 Mart 2017 00:00

SEYYİT BATTAL GAZİ

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Gülağ ÖZ 07 Ocak 2017 01:01

Ahmet YESEVİ ve Türkistan

Asırlardır dünyamızı aydınlatan,insanımızın usundan çıkmayan Ahmet Yesevi; bugün Anadolu Türkünün içinde yaşayan bir bilge kişidir.

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

Gülağ ÖZ 05 Ocak 2017 00:00

Alevi Katliamlarında Bir Padişah (4.Murat)

DÜŞKÜNLÜK

Gülağ ÖZ 28 Mart 2012 00:00

DÜŞKÜNLÜK

ALEVİ AYDINI OLMAK

Ali YILDIRIM 29 Şubat 2012 00:00

ALEVİ AYDINI OLMAK

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK  ZİYARET  YERLERİ VE OCAKLAR

Gülağ ÖZ 25 Şubat 2012 00:00

SİVRİALAN KÖYÜNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK ZİYARET YERLERİ VE OCAKLAR

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Büyükelçinin vaazı ve Diyanet’in Dedeleri

Düğün değil bayram değil...

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Düğün değil bayram değil...

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri

Ali YILDIRIM 10 Aralık 2011 00:00

Alevilik nedir, Günümüz Aleviliğinin Evrensel Değerleri